| Genel Başkan Baykal Biz, Derin Devleti Değil Türkiye Cumhuriyeti'ni Kurduk |
|
|
-''Anayasa değişikliği paketinin oylaması, laikliğin oylaması olacaktır'' -“Bu çatışma, yer yer yargıyı siyasetin bir parçası haline dönüştürebilir, bundan herkes uzak durmalıdır. Partiler gelir geçer, siyasetçiler gelir geçer ama türkiye devam eder, devam edecektir” -“Anayasa değişikliğiyle anayasamızın dişini çekecekler. Değişiklikle sadece AKP’nin kapatılmasına ilişkin yargı süreci askıya alınmayacak. Anayasadan, laiklik ilkesinin ihlal edilmesi halinde, yaptırım uygulanması çıkarılacak” -''Bu hükümet kendisini kurtarmak için, defalarca yönetmelik, yasa değiştirdi. Başbakan kendisiyle ilgili yargı sürecini askıya almak için kanun çıkardı, bakanları için 4 kez af çıkardı, bir iş adamının, yabancı şirketin talebiyle kanun çıkarıldı. Ama anayasa çıkmamıştı. Şimdi, kendi çıkarlarını korumak için anayasa çıkarma noktasına geldiler” -“1995 yılında da ''devlet, kuşatma altındadır'' demiştim. Kısa süre sonra Türkiye Susurluk olayıyla karşı karşıya kaldı. Şimdi aynı haklılık içinde ifade ediyorum. AKP, kendi derin devletini kuruyor. Bu çaba içindedir. Güvenlik güçleri, emniyet birimleri, yargı seçilmiş hedeflerdir. Bu süreçtir, bu süreç işliyor. Bunu görüyoruz. AKP'nin devletin en hassas kurumları nezdinde, kadrolaşma çalışmalarını belli bir noktaya getirdikten sonra, artık icra etmeye ve yönlendirmeye başladığı kanaatindeyim. Kaygım, tespitim, düşüncem budur.'' -''İktidar, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel felsefesine, ruhuna, anayasasına inanan kadrolar yerine, onu fiilen değiştirme niyetindeki insanları bilinçli olarak oraya taşıma çabasındadır'' -''Türban çok önemli gelişmelere yol açar'' demiştim. ''Bunun üzerine başbakan, kimlerle paslaşarak, bunu söylediğimi sordu. Anayasayı, Türkiye'nin siyasi tarihini bilen herkes, o girişimin önemli sonuçlar doğuracağını görür. Görmemek için belki de sadece başbakan olmak gerekir'' -''Sen (AKP Genel Başkanı olarak tescillisin, bu konuda sicilin ortada, din istismarını, siyasetinin temeli yapmış insansın. Kendini nasıl olur da anayasaya, laikliğe, cumhuriyete inanan siyaset adamlarıyla mukayese edersin'' -Son gözaltılar gibi olaylar darbeden sonra olurdu. Demokrasi işlerken ilk kez böyle bir uygulamaya tanık oluyoruz. Darbeden sonra başvurulan yöntemlere şimdi başvuruluyor'' -''Türkiye'de yaşanan olaylar, iktidar ile anamuhalefet -muhalefet mi tek muhalefet mi onu da bilmiyorum- arasında siyasi tartışmadan kaynaklı bir olay değildir. Gerginlik iktidarın, Türkiye'nin anayasasıyla, devlet düzeniyle, laiklik anlayışıyla kavgasından kaynaklanıyor. Kavga bizimle değil. Ben sustuğum zaman, başbakanın bu yoldan çıkacağını sen garanti ediyor musun?” -“Gerilimi düşürmek isteyenler, iktidarı muhatap alma cesaretini göstermelidirler. Gerilim yanlışa karşı çıkarak düşürülür...” İletişim Koordinatörlüğü (Ankara) – Genel Başkan Deniz Baykal TBMM’de CHP Grup Genel Kurulu’nda güncel olayları değerlendirdi. 10 televizyon kanalının canlı olarak yayınladığı Genel Başkan Baykal’ın konuşması şöyle ; “Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, sevgili misafirlerimiz, konuklarımız; hepinizi en içten duygularla, sevgilerle, saygılarla selamlıyorum, hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar) Çok önemli tarihi bir dönemin içinden geçiyoruz. Uzun bir süreden beri, bu kürsüden, milletimize, karşı karşıya bulunduğumuz çok önemli sorunlarla ilgili olarak düşüncelerimizi, değerlendirmelerimizi hep aktardık. Her defasında, önümüzdeki sorunun çok temel bir sorun olduğunu, Türkiye’nin geleceğini derinden etkileyeceğini ifade ettik ve daha sonraki gelişmeler bu tespitlerimizin hep yerinde, haklı olduğunu ortaya koydu. Bugün de aynı duygu içindeyim, hatta onun ötesinde şu anda karşı karşıya bulunduğumuz tablonun, bugüne kadar karşı karşıya bulunduğumuz- sorunların ortaya koyduğu ciddiyetin, ağırlığın, vahametin çok ötesinde bir ciddiyetle, ağırlıkla, vahametle Türkiye’yi karşı karşıya bulundurduğunu ifade etmek istiyorum. (Alkışlar) Son dönemlerde ilk kez bu kadar önemli, bu kadar sakıncalı, bu kadar kaygı verici bir tabloyla karşı karşıya bulunduğumuzu söylemek istiyorum. Elbette çıkış yolu vardır, elbette Türkiye o çıkış yolunu bulacaktır, ama Türkiye’nin böyle bir tabloya getirilmiş olması çok büyük bir sorumluluktur. Maalesef Türkiye, çok ağır, çok vahim bir manzarayla karşı karşıya kalmıştır. Birazdan bu manzarayı değerlendireceğiz HEM “ERGENEKON ÇETESİ” DİYE BİLİNEN OLAYLA İLGİLİ TESPİTLERİMİZİ PAYLAŞACAĞIZ, HEM PARTİ KAPATMA KONUSUNDAKİ BAŞSAVCILIĞIN GİRİŞİMİNİ BOŞA ÇIKARMAK İÇİN hazırlanmakta olduğu söylenen mini Anayasa paketi ve bunun anlamı, bunun önemi, Türkiye’yi nasıl bir tabloyla karşı karşıya bırakacağı konusundaki tespitlerimizi sizlerle paylaşacağım. Oraya geçerken bir üzüntümü de söylemek istiyorum: Elbette bu ağır konuları, bu üzüntü verici konuları konuşmak bizim görevimizdir, bunu yapıyoruz, yapacağız, ama Türkiye o kadar önemli sorunlarla karşı karşıya ki, o kadar halkımızı, vatandaşlarımızı, milletimizi derinden etkileyen, yakından ilgilendiren çok önemli başka günlük, ekonomik, sosyal o kadar çok sorun var ki o sorunlara gereken şekilde zaman ayıramamanın, o konularla ilgili yeterince değerlendirme yapamamanın üzüntüsü içinde olduğumu da burada ifade etmek istiyorum. Türkiye, her bakımdan çok büyük sorunlarla karşı karşıya, ekonomimiz çok ciddi tehlikeli bir gidişin içinde, seçimden bu yana geçen süre içinde Türkiye’de ekonomiyle ilgili hiçbir konuda olumlu tek bir gelişme olmamıştır. Türkiye ekonomisi bu geride bıraktığımız sekiz ayı aşan süre içinde çok daha sıkıntılı, çok daha olumsuz bir noktaya sürüklenmiştir. Türkiye’de cari açık artmıştır, borçlanma artmıştır, dış açık artmıştır, işsizlik artmıştır, faizler yükselmiştir, enflasyon yükselme eğilimi içine girmiştir, piyasa daralmıştır, insanlar çeklerini, senetlerini ödeyemez hâle gelmiştir, bahar ayları içindeyiz, tarlasına çiftçi gübresini atamıyor. 30 bin liralık gübre 85 bin liraya çıktı. Bunlar ülkenin gerçek sorunları, ciddi konular. Türkiye’de bugün sanayi tıkanmaya başlamış, imkânı olan, gücü olan, desteği olan kendisini yurt dışına atmayı başarmış, atamayanlar, bu arada tekstil fason üreticisi değerli kardeşlerim sanıyorum aramızda bulunuyorlar, onların…(Alkışlar) …en güç koşullarda, Türkiye’nin en önemli sorunlarına, işsizlik sorunu başta olmak üzere, en büyük katkıyı veren bu arkadaşlarımın tamamen artık yarına umutsuzca bakar, geleceğini göremez bir noktaya gelmiş olduğu gerçeğini bütün Türkiye’nin ve iktidarın dikkatine bir kez daha sunma ihtiyacını hissediyorum. Böyle önemli sorunlarımız var, sıkıntılarımız var. Türkiye, bir anlamda başıboş sürükleniyor, gidiyor, hiçbir sorunla ilgili ciddi bir hazırlık yok. Dünya büyük bir ekonomik krizin içinden geçiyor. Bu ekonomik krizle ilgili olarak Türkiye’de ne hazırlanıyor, ne gibi önlemler alınıyor, ne gibi çalışmalar yapılıyor, kimsenin haberi yok, başıboş Türkiye gidiyor, sahipsiz bir manzara içinde Türkiye sürükleniyor. Bunu yeterince anlatamamanın, bunun üzerinde arzu ettiğimiz kadar duramamanın üzüntüsünü de sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlar Türkiye’nin gerçek sorunlarıdır. Çiftçimizin sorunları, esnafımızın sorunları, işsiz insanlarımızın sorunları, fabrikasını kapatmak zorunda olan sanayicimizin, atölyesini tatil etmek zorunda olan üreticimizin, tekstilcimizin sorunları hepimizin sorunlarıdır. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, tabii ülkenin temeliyle ilgili bütün konularının gelip toparlandığı, devletimizin, ülkemizin ana niteliğiyle, kimliğiyle ilgili konularda bir süreden beri çok umutsuz, çok kaygı verici bir tabloyla karşı karşıyayız. Bunun bizi getirdiği bu yeni son noktayı bir kez daha sizlerle değerlendirmek istiyorum. Önce, bildiğiniz gibi, her hafta Türkiye çok büyük olaylarla çalkalandı birbiri ardından. Geçen hafta Anayasa Mahkemesine Başsavcılığın gönderdiği iddianamenin tartışmaları içinden geçiyorduk. Bu tartışmalar, bu siyasi çekişmeler daha rayına oturmadan, durumun ne olduğu tam netlik kazanmadan yeni bir tabloyla karşı karşıya kaldık. Birden bire bir süreden beri çeşitli düzeylerde vurgulanan bir konu, kamuoyumuzun ilgisini çeken bir temel konu hâline geldi. 21 Mart günü sabah saat 04.30’da bir büyük operasyon gerçekleştirildi ve bu operasyonla, kamuoyumuzu şaşırtan, etkileyen çok değerli, saygın, şerefli birtakım önemli isimlerin, çok değerli başyazarın, Türkiye’nin en köklü gazetesinin en deneyimli, en eski yazarının, Sayın İlhan Selçuk’un ve İstanbul Üniversitesinin rektörlüğünü yapmış çok değerli saygın bir bilim adamının, Kemal Alemdaroğlu’nun ve bir siyasi partinin genel başkanının, Doğu Perinçek’in ve onlarla birlikte daha geniş bir kadronun, bir büyük gösterişli operasyonla sabaha karşı evlerinden alındığını birden bire gördük. Değerli arkadaşlarım, bu, Türkiye’de tartıştığımız konuların artık çok önemli bazı noktalara sürüklenmekte olduğunu ortaya koyan bir manzara idi. ELBETTE ORTADA BİR SORUŞTURULACAK KONU VAR İSE, YETKİLİ MERCİLER, MAKAMLAR BU SORUŞTURMAYI EN ÖZGÜR BİR BİÇİMDE, HUKUKA, YASALARA UYGUN OLARAK GERÇEKLEŞTİRECEKLERDİR. Ama toplumda bir azılı, cani takip eder gibi bilim adamlarının, yazarların, siyasi parti liderlerinin apar topar sabaha karşı, gösterişli bir biçimde evleri basılarak, saatlerce aranarak gözaltına alınması ister istemez Türkiye’yi “ne oluyoruz, nereye gidiyoruz? Bu insanlar böyle bir muameleyi haklı kılacak bir tablonun içinde mi? Hiçbirimizin böyle bir bilgisi yok, hiçbirimizin böyle bir tahmini yok, sezgisi yok, herhalde bir büyük tespit yapıldı, çok önemli bazı olaylar var, neyse bunlar ortaya çıksın” diye toplum büyük bir tedirginlik, telaş ve kaygı içine girdi. Değerli arkadaşlarım, 48 saat bu insanlar gözaltında tutuldu. Bu 48 saatin 4 saatinde Sayın İlhan Selçuk’un sorgulandığı anlaşılıyor. Sorgulanmadan sonra, yargıç değil, mahkeme değil, doğrudan bu işlemi gerçekleştirmiş olan makamın, savcılığın “affedersiniz, yapacak bir şey yok, sizi tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etmeye gerek görmüyorum” diyerek onu serbest bıraktığını gördük. Şimdi, bu tabii çok önemli bir noktaya bizi getirdi. Yani böyle bir tutuklamanın, böyle bir gözaltına almanın arkasında yeterince olgunlaşmış bir dosyanın, çok sağlam kanıtların, delillerin, irtibatların bulunmadığını, bir bakalım, bir görüverelim, bakalım bir şey çıkar mı anlayışı içinde belki böyle bir gözaltına alma işleminin, arama işleminin gerçekleştiği izlenimi kamuoyuna oturdu. Değerli arkadaşlarım, hukuk devleti ve demokrasi güven anlayışına dayanır. O güven anlayışı bir kez sarsıldı mı o sarsıntının nerelere kadar uzanacağını kimseler bilemez. Canım, bir şey yokmuş diye bunu izah edip örtbas etmek mümkün değildir. Ne bekliyordunuz, aldınız, niçin bırakmak durumunda kaldınız? Değerli arkadaşlarım, bu çok önemli bir olay. Yani eğer insanlar, toplumun şerefli, dürüst, onurlu, saygın insanları, gel buraya diye, bir soruşturmanın icabı, seni gece yarısı sabaha karşı evinden alacağız, sorgulayacağız, bir şey yok, sizi zamanında bırakırız. İyi ki dört saat sonra bıraktınız. Değerli arkadaşlarım, bu çok kaygı verici bir tablo ortaya koymuştur. Bu, bir sıkıntıyı, bir arayışı, bir ihtiyacı kendisini göstermiştir. Bunun doğru anlaşılmasını istiyorum. Bu konuda değerlendirme yapmadan önce İlhan Selçuk’a ve Kemal Alemdaroğlu’na iyi dileklerimi, geçmiş olsun dileklerimi ifade ediyorum. (Alkışlar) Sayın Kemal Alemdaroğlu’nun hastaneye kaldırıldığını öğrendim. Muhtemelen bu olayın yarattığı bir büyük stres, onu sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bıraktı ve hastaneye yatmak durumunda olduğu, en kısa zamanda sağlığını kazanmasını diliyorum. Ona da iyi dileklerimi sunuyorum. Doğu Perinçek’e de, bir an önce ortaya atılan iddia ve ithamlarla hiçbir ilgisinin olmadığının ortaya çıkacağı günlerin gelmesini dileyerek geçmiş olsun dileklerimi kendisine sunuyorum. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, böyle olaylar darbeden sonra olurdu Türkiye’de. Önce darbe olurdu, darbeden sonra gözdağı vermek için, yıldırmak için, korku ve teslimiyet duygusu yaratmak için saygın, önemli, değer verilen insanların hedef haline getirildiğini, en ağır muamelelere tabi tutulduğunu, en acı olaylarla karşı karşıya getirildiğini hepimiz Türkiye’nin yakın siyasi tarihindeki deneyimlerimizden biliyoruz. Ama demokrasi içinde, demokrasi işlerken ilk kez böyle bir uygulamaya Türkiye’de tanık oluyoruz. Darbeden sonra başvurulan yöntemler, şimdi başvuruluyor. Bir darbe kültürünün, bir darbe anlayışının, bir darbe zihniyetinin parçası olabilecek uygulamaların şimdi içine girdiğimiz hukuk devleti ve demokrasi anlayışı içinde uygulanmaya konulduğuna tanık oluyoruz. Değerli arkadaşlarım, bunun daha iyi anlaşılması için bazı gözlemleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu son tutuklama, gözaltına alma olaylarının bir perde arkası var. Kamuoyuna yansıyan bilgilerden yola çıkarak şunu belki hep beraber tespit edebiliriz: Türban olaylarından tamamen bağımsız olarak, Anayasa Mahkemesine yönelik iddianameden tamamen bağımsız olarak, bu Ergenekon konusunu kendi mantığı içinde irdelemek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, önce Ümraniye’de bir tablo ortaya çıktı. Ümraniye’de bazı kişilerin silah ve cephaneyle de ilişkili olarak bir örgütlenme sergiledikleri ile ilgili tespitler yapıldı. Emniyet, bu doğrultuda Ümraniye’de bazı çalışmalar yaptı, bazı bulgular ortaya koydu. Bu olaydan sonra uzunca bir dönem konu siyasi çevrelerin yakın ilgisi içinde, onların gündeminde ağırlıklı bir konu haline gelerek değerlendirilmeye başlandı. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de daima çeteleşme olayları olmuştur. Çeteleşme olaylarının ekonomik hedefleri olmuştur, bazen siyasi hedefleri olmuştur, bazen siyasi hedeflerle ekonomik çıkarlar iç içe geçmiştir, bunların çok örnekleri vardır, hepimiz bunlara tanık olmuşuzdur. Şimdi, ortaya çıkan bu olayın birden bire çok özel bir olay olarak ele alınmakta olduğunu ve buna yönelik siyasi sahiplenme duygusunun birden bire çok yukarı düzeyde ortaya çıktığını gördük ve Türkiye’de 2006 Mayısındaki, 19 Mayısındaki Danıştay saldırısından bu yana siyasetçilerin ağzının altında bulunan bir iddia, daha somut olarak ortaya çıkmaya başladı. Hatırlarsınız, Danıştay saldırısından sonra hepimiz çok büyük üzüntü içinde değerlendirmeler yapmıştık. Bu değerlendirmelerde biz, fanatik bir dincinin bu saldırıyı gerçekleştirdiği anlayışı etrafında, Türkiye’de bu olayların fanatik dinci gruplar tarafından yapılıyor olmasından duyduğumuz üzüntüyü ve bu tabloyu değiştirme konusundaki iktidar sorumluluğunu dile getiren değerlendirmeler yapmıştık. Bu, o zaman ciddi şekilde tartışılmıştı ve Başbakan, bizim bu değerlendirmelerimiz üzerine, Danıştay saldırısıyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştı, 2006 yılının Mayıs ayında: BAŞBAKAN DEMİŞTİ Kİ “SALDIRI DERİN KOMPLO, İÇİNDE BAYKAL DA VAR.” Aynen, Başbakanın sözleri. “Saldırı derin komplo, içinde de Baykal da var.” BUNUN ÜZERİNE BEN, BAŞBAKAN SUÇLULARIN TELAŞI İÇİNDEDİR, SAÇMALIYOR DEDİM. Türkiye’de rejimin bir kırılma noktasına doğru sürüklenmekte olduğunu geçen Salı günü söylemiştim. Buna benim de içinde bulunduğum komplonun bir delili olarak söylüyor. Şaşırmış, ben bir teşhisi dile getirdim, ne yazık ki bu teşhis hızla doğrulanıyor, Türkiye’yi böyle bir kırılmaya doğru sürükleyenler de Başbakan ve arkadaşlarıdır. Başbakan, ektikleri zehirli tohumlar, kanlı zakkumlarını açınca muhalefeti suçluyor. Sorumluluktan kaçamaz, Başbakan hezeyan içinde, bir an önce Türkiye’yi nereye sürüklemekte olduğunu görsün, aklını başına alsın diye cevap verdim. (Alkışlar) Başbakan, daha o tarihte olayın bir komplo olduğunu iddia etti, Danıştay saldırısının, bu komplonun arkasında siyasetçilerin, bu arada benim de bulunduğumu söyledi. Bu açıklamasından sonra Başbakan, bu mantığı, yine 24 Mayıs 2006 tarihli grup toplantısında, yani olaydan hemen sonraki grup toplantısında yine aynı anlayış içinde dile getirmeye devam etti. “Kanlı komplonun arkasında bir ihanet çetesi çıktı” dedi. Yani yaşanan olay bir saldırı değil, bir komplo, arkasında da bir ihanet çetesi var. Danıştay’daki alçak silahlı saldırı, açık bir provokasyondur, yani yapanları, yaptığı gözükenlerin yapmadığı, arkasında başkalarının onu yaptırdığı bir provokasyondur. Vatandaşlarımız nelerin niçin yapıldığını da gayet iyi biliyor. Yani bu Hükümeti güç duruma sokmak için birileri ya da ihtilale zemin hazırlamak için Danıştay’da cinayet işletti demek istiyor. Değerli arkadaşlarım, olay yargıya intikal etti. Mahkeme konuyu inceledi ve hükme bağladı ve olay sırasında yakalanan kişinin bu konunun temel faili olduğu ortaya çıktı ve onun fanatik dinci zihniyeti dolayısıyla bunu işlediği çok açık bir gerçek olarak kendisini gösterdi. Bu olayın arkasında herhangi bir komplo, bağlantı da tespit edilmedi. Yargıtay’a konu intikal etti. Adalet Bakanı, konu buraya geldikten sonra, Ya, siz komplo var diyordunuz, bakın, işte bu adammış, ortaya çıktı” denildiğinde, “DAHA DURUN BAKALIM, ADALET SÜRECİ BİTMEDİ, İŞİN YARGITAY AŞAMASI DA VAR” dedi. Bir Adalet Bakanı, mahkemeden çıkmış kararın doğru karar olmadığını, Yargıtay’dan başka bir karar beklediğini açıkça ifade ederek, komplo iddiasını sürdürüyor. Değerli arkadaşlarım, bu iddialar o kadar yaygınlaştı ki dinci gazeteler, AKP’yi destekleyen dinci medya etrafındaki, bu kişinin aslında, işte Ergenekon çetesinin bir mensubu olduğunu, onlarla irtibatlı olarak bu cinayeti işlediği iddialarını sürdürdüler. Bunun üzerine failin babası çıktı, bu ithamlar yapan gazetelere “Rica ederim, kendinize gelin, çocuğun bari şerefiyle oynamayın. O ne yaptığını biliyor. O bir ıstırabı yaşıyor. Niçin yaptığı konusunda bu ithamları ortaya koymayın. Onun şerefiyle oynuyorsunuz” diye isyan etti. Tamam mı? Şimdi, birinci komplo senaryosu bu. Mahkeme konuyu inceledi, irdeledi, gelinen noktada gerçek ortaya çıktı. Şimdi, yeni bir tabloyla karşı karşıyayız. Ümraniye’de ortaya çıkan olay üzerine, birdenbire iktidar yetkililerinin yine benzer bir söylemin içine girdiğine tanık olduk ve pek çok siyasetçi ve medya, Ümraniye olaylarıyla derin başka bir çetenin irtibatlandırılmasını sağlamaya yönelik sistematik yayın yapmaya başladılar. Bunun sürecine de kısaca dikkatinizi çekeyim. Haziran 2007’de, yani geçen yıl Haziran ayında, o zamanki Dışişleri Bakanı Sayın Gül, Ümraniye’de ele geçirilen el bombalarının ardından yakalanan emekli askerlerin siyasi motivasyonla hareket ettiğini belirterek “BÖYLE DÖRT BEŞ OLUŞUM VAR VE ARALARINDA GÜÇLÜ BİR İRTİBAT VAR” dedi. Yürümekte olan bir dava var. Bu olayı birden bire Dışişleri Bakanı, Türkiye genelinde bir önemli sorun haline getirmeye yöneldi. 9 Temmuz 2007’de, yine Dışişleri Bakanı, bir yemekte, gazetecilere, yazılmamak kaydıyla “ÜMRANİYE SORUŞTURMASINA DİKKAT EDİN, O İŞ ÇOK BÜYÜYECEK” dedi, 2007 Temmuz ayında. Hemen ertesi gün de, Ümraniye savcısı olan Zekeriya Öz, o Ümraniye’deki olayı çıkaran savcı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına atandı ve Ergenekon soruşturması başladı. Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığına Sayın Zekeriya Öz atandı ve yanındaki savcıyla birlikte herkesi hiçbir yerden izin almadan sorgulama yetkisine sahip kılınarak Ergenekon’la ilgili çalışma başlattı ve 2008 Ocak ayından itibaren de soruşturmayı yürüten savcılık ve polis, Ergenekon yapılanmasıyla ilgili yapılan yazışmalarda ve fezlekede Ergenekon terör örgütü zanlıları hakkında ise “Ergenekon terör örgütü üyesi” ifadelerini kullanmaya başladı, yani dava birden bire terör örgütü ve terör örgütü zanlıları konumuna yükselmeye başladı birden bire savcılık düzeyinde daha. Geçen yılı konuşuyoruz, Haziran ayını. Efendim, o günden sonra bütün çete olaylarıyla, yani Atabeyler, Sauna, Girdap operasyonları, Hrant Dink cinayeti, Üzeyir Garih cinayeti, Hablemitoğlu cinayeti hepsi sanki Ümraniye’deki bu çeteyle irtibatlı imiş gibi bir inceleme ve araştırma süreci başlatıldı ve bu çerçevede Danıştay saldırısının gerçekleştirilen kişi de bu kapsamda ifade verdi, bu kapsamda ifadesi alındı. Yani böyle bir işi genişletme gayreti, çabası o zamandan beri yürütülüyor. 23 Ocak 2008’de Başbakan Erdoğan, “Çeteler ve örgütlü suçlara karşı kararlı bir süreci başlattıklarını,” İstanbul’da yapılan operasyonu ise “YÜRÜTME VE YARGININ GÜZEL BİR ŞEKİLDE YÜRÜTTÜĞÜNÜ” söyledi. Erdoğan “operasyonda görev alan güvenlik güçlerini başarılarından dolayı tebrik etti.” 29 Ocak 2008’de, Başbakan, Partisinin grup toplantısında Ergenekon operasyonunu yorumlarken “gizli ajandaları olanlar birer birer ortaya çıkarılıyor. Ülkemize asla yakışmayacak provokasyonlar birer birer çözülüyor. Hukuk devletinde karanlık odalar, komitalar yoktur” dedi. 17 ŞUBAT 2008’DE BAŞBAKAN, DAHA ÖNCE DE SÖYLENMİŞ OLDUĞU GİBİ, “BAŞI VAR, ÜMRANİYE OLAYI, BİZE YARDIMCI OLURSANIZ ORTAYA ÇIKARACAĞIZ, AMA HÂLÂ BÜROKRASİNİN İÇİNDE AYAK DİREYENLER VAR. BUNLARI DA CIMBIZLA AYIKLAYACAĞIZ VE BU İŞİ SONUCUNA GÖTÜRECEĞİZ. BİZ KARARLIYIZ. BUNLAR İKTİDARA GELMEDEN ÖNCE BİZİM YAPTIĞIMIZ TESPİTLERDİ. BUNLARI ORTAYA ÇIKARMA GAYRETİ İÇİNDEYİZ.”dedi. “yargıya intikal etti, yargıda hepsi meydana çıkacak, açıklandıkça daha net göreceğiz” dedi. Değerli arkadaşlarım, daha sonra önemli olaylar ortaya çıktıkça, mesela işte Başsavcı, Anayasa Mahkemesine başvurunca hemen AKP’li bakanlar çıktılar ve dediler ki “Bu Ergenekon davasının bir anlamda intikamıdır. Onun önünü kesmek için, ona karşı, onu dengelemek için başlatılan bir iştir.”Bunu kim söyledi? Bu bağlantıyı kim kurdu? AKP’li bakanlar kurdu. Başbakanın grup toplantısında bunu söylediği basına yansıdı, yalanladılar “hayır, ben söylemedim” dedi. Ama öyle anlaşılıyor ki, AKP yönetimi, böyle bir anlayış içinde bu konuyu bir yalın hukuk süreci içinde değil, siyasal ve medyatik bir destekle ve ilgiyle götürme anlayışı içine girmiştir. Son zamanlarda özellikle siyasi tartışmalar hızlanınca Ergenekon’la ilgili medyadaki yayınların birden bire önem kazandığına tanık olduk. Çok ciddi bir sürü açıklamalar yapıldı, yani bu çerçevede, mesela 26 Ocakta Yeni Şafak Gazetesinde “İlhan Bey evde mi?” diye bir yazı yayınlandı ve “Cumhuriyet Gazetesi karargâhtır” denildi. Ergenekon’un değil de, AKP’ye karşı mücadelenin karargâhıdır, ama evde olup olmadığı soruldu 26 Ocakta. 3 Martta Akşam Gazetesinde bir gazeteci, Sayın Oray Eğin dedi ki “Herkesin ağzında tutuklanan bazı isimleri, gazetecileri başka bazı gazetecilerin bildiğine dair haber dolaşıyor. Mesela Vedat Yenerer’in tutuklanacağını falan kişi daha önce söylemişti” dedi. “Ve şimdi o İlhan Selçuk’u ima ederek onun tutuklanacağını söylüyor” dedi. Bu söylendiği zaman daha tutuklama yok. Değerli arkadaşlarım, yani Ergenekon dosyasının bir hukuk dosyası, yalın bir hukuk dosyası, bir soruşturma konusu, emniyet güçlerinin ve adliyenin, savcıların ele aldıkları bir soruşturma dosyası olarak değerlendirmenin ötesinde imtiyazlı medya çevrelerinin, AKP’ye yakın gazetelerin, onu destekleyen gazetelerin, Başbakana yakın yazarların, bu konuyla ilgili kamuoyuna açıklamalar yaptıkları, bilgiler verdikleri, değerlendirmeler yaptıkları görüldü. En son olarak da bir gazetemiz, sekiz aydır süren bu soruşturmanın nihayet on beş gün içinde iddianamesinin çıkacağını ilan etti, AKP’ye yakın bir gazete, “ON BEŞ GÜN İÇİNDE, MERAK ETMEYİN, İDDİANAME GELİYOR” DEDİ. İddianamede hangi cezaların kimler için isteneceğini söyledi. İlhan Selçuk için örgüt üyeliği değil de, bilerek onlara öncülük yapmak biçiminde bir suçlamanın hedefi olacağı ifade edildi. Değerli arkadaşlarım, şimdi bakar mısınız, böyle bir hukuk süreci olur mu? Arkadaşlarımız çıktılar, medyanın bu konudaki bu bilgilerinin kaynaklarını sordular, bunları anlamak istediler. Bir tesadüf müdür bu? Niçin bu davada bu böyle? Başbakan konuşuyor, Dışişleri Bakanı konuşuyor, olay genişletilmek isteniyor ve Türkiye’de müthiş çarpıcı gözaltına almalar bu dava sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkıyor, İlhan Selçuk tutuklanıyor, rektör tutuklanıyor, bir parti genel başkanı tutuklanıyor ve bu AKP gazetecilerinin ağzında ve bu, AKP siyasetçilerinin, hükümet üyelerinin ağzında. Bunun şimdi güven veren, saygın bir hukuk süreci içinde ele alındığını düşünmek mümkün mü? Değerli arkadaşlarım, yani medyanın bir kısmı TMSF’ye devredilmişti, bir kısmı da savcılığa devredilecek galiba. (Alkışlar) Şimdi, bu tablo tabii çok kaygı verici bir tablodur. Hukuk, toplumun en temel kurumudur. Hukukun, adaletin saygınlığı, tarafsızlığı, bağımsızlığı, güvenilirliği ülkenin temel konusudur. BU MANZARA KARŞISINDA BEN CİDDİ BİR TEPKİ GÖSTERDİM VE DEDİM Kİ, ÖYLE ANLAŞILIYOR Kİ AKP, ARTIK KADROLAŞMA DÖNEMİNİ BİTİRDİ, ŞİMDİ KENDİ DERİN DEVLETİNİ İNŞA ETME AŞAMASINA GELMİŞTİR. (ALKIŞLAR) Değerli arkadaşlarım, bu benim samimi tespitimdir. AKP’nin kendi derin devletini, devletin en hassas kurumları nezdinde kadrolaşma çalışmalarını belli bir noktaya getirdikten sonra artık inşa etmeye ve yönlendirmeye başladığı kanaatindeyim; kaygım, tespitim, düşüncem budur. Ben, hatırlarsınız, 2005 YILINDA DA DEVLET KUŞATMA ALTINA GİRMİŞTİR diye bir tespit yapmıştım. O tespitten kısa bir süre sonra Türkiye Susurluk olayıyla karşı karşıya kaldı. Bu, 1995 yılındaki tespittir. 1995 yılında bu tespiti yapmıştım, devlet kuşatma altındadır diye Susurluk tablosu Türkiye’nin önüne bir trafik kazasıyla dökülmüştü. ŞİMDİ, AYNI HAKLILIK İÇİNDE İFADE EDİYORUM, AKP DERİN DEVLETİNİ KURUYOR DEĞERLİ ARKADAŞLARIM, BU ÇABA İÇİNDEDİR. GÜVENLİK GÜÇLERİ, EMNİYET BİRİMLERİ, YARGI SEÇİLMİŞ HEDEFLERDİR. BURALARDA ÇOK ÖNEMLİ MESAFELER YER YER ALINMIŞTIR. Adliyeye yargı personelinin alımıyla ilgili tartışmaların altında bu çaba vardır, bu arayış vardır. Bu, bir süreçtir, bu süreç işliyor, bunu görüyoruz. Ben, bu tespiti yaptım. Başbakan, anlaşılan, AKP derin devletini kuruyor sözümüzden çok rahatsız olmuş “Derin devletin mimarı sizsiniz. Derin devleti siz kurdunuz” diyor. BİZ DERİN DEVLETİ DEĞİL, TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURDUK. (ALKIŞLAR) Türkiye Cumhuriyeti çağdaş, modern bir devlet olarak kuruldu. O devlet için kadrolaşma yapıldı, doğrudur, Anayasamızın özüne inanan, çağdaş düşünceyi içine sindirmiş insanlar, kadrolar yetiştirildi, üniversite kuruldu, çağdaş hukuk, çağdaş bilim Türkiye’de yaygınlaştırıldı ve o anlayış içinde şekillenen kadrolar devletin içinde giderek etkili hale getirilsin istendi, Anayasamıza göre kadrolaşmayı ta o devletin kuruluşundan itibaren elbette bu devleti kuranlar yaptılar. Çağdaş kadrolaşma anlayışı gerçekleştirildi, şimdi karşı karşıya bulunduğumuz tablo… Ondan sonra tabii çok partili siyasi yaşam dönemine girince yer yer başka anlamda kadrolaşmalar olmuştur, yani siyasi partiler, siyasetçiler kendilerine yakın insanları iktidar noktalarına taşıma çabası içine girmişlerdir, ama bu devletin Anayasal çizgisiyle ilgili bir tartışmadan bağımsız siyasi partilerin kendi yakınlarını yerleştirme çabalarıdır. Ben şahsen bu konuda çok tutarlı davranmış bir insan olarak, bu çabalara hiçbir zaman destek vermedim. Bu ayrı bir olay, ama siyasi hayatta bu olmuştur. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz tablo böyle bir tablo değildir. YANİ, AKP’LİLER KENDİLERİNİ KORUDUKLARI İÇİN ORAYA BİRİLERİNİ GETİRİYOR FALAN DEĞİL, DEVLETİN KURULMUŞ OLAN TÜRKİYE CUMHURİYETİNİN TEMEL FELSEFESİNE, RUHUNA, ANAYASASINA, ANAYASASININ İLKELERİNE, ÖZÜNE İNANAN KORDALAR YERİNE, ONU FİİLEN DEĞİŞTİRME NİYETİNDEKİ İNSANLARI BİLİNÇLİ OLARAK ORAYA TAŞIMA ÇABASI İÇİNDEDİRLER. (ALKIŞLAR) Şimdi yaşanmakta olan olay budur, bu yapılıyor ve bu her zaman hukuka uygun olarak değil, yer yer hukuk bir kenara bırakılarak, özel ilişkiler kullanılarak götürülüyor, sürdürülüyor. Yapılan atamaların altında yatan budur. BAKIN, CUMHURBAŞKANI GELDİ, CUMHURBAŞKANI GELDİ NE OLDU? BU SÜRECİN ÖNÜ AÇILDI. YÖK BAŞKANI ATANDI. YÖK BAŞKANI ATANDI, ATANDIKTAN SONRA HEMEN ATAYANLAR DEDİLER Kİ, “SAKIN HA, HER DÜŞÜNCENİ SÖYLEME, YOKSA BİZİ İPE ÇEKERLER.” NİYE İPE ÇEKİYORLAR SİZİ, NİYE? SİZİN GERÇEK DÜŞÜNCENİZLE NİYETİNİZ FARKLI MI? EVET, “FARKLI” DİYORLAR. BEN DEMİYORUM, YÖK BAŞKANINA “DÜŞÜNCENİ SÖYLEME” DİYENLER DİYOR. Değerli arkadaşlarım, bu doğru bir iş değil, çok tehlikeli bir olay. Şimdi bu götürülüyor Türkiye’de ve devlet, AKP zihniyeti doğrultusunda yeniden yapılandırılıyor, şekillendiriliyor. Önümüzdeki dönemde bu çok daha hızlı gelişecektir. Eğer normal bir siyasi parti hesabıyla bu yapılıyor olsa o kadar önemsememek mümkündür, ama bu Anayasamızın temellerini değiştirmeye yönelik sistematik bir çabadır. Bu bilinçle, o anlayışla yürütülmektedir ve bunu hepimiz gördük artık. Değerli arkadaşlarım, bu süreç bir an önce netleştirilmelidir. Herkes sorumluluğunu üstlenerek ne biliyorsa deliliyle, kanıtıyla açıkça ortaya koymalıdır. Bir sisteme dönemi, onu bunu suçlama dönemi içinden Türkiye’yi geçirmeye kimsenin hakkı yok. Türkiye’de kim ne yapmışsa, bu ortaya konulmalıdır, yapanların hakkından da yargı organı gelmelidir, buna biz de destek olmaya hazırız, bu konuda hiçbir tereddüt yoktur. (Alkışlar) Olayı yaygınlaştırma, orayı burayı suçlama, orayı burayı tehdit etme şeklinde ele almayı hiçbir şekilde kabul edemeyiz. Bunu doğru bulmuyoruz, böyle bir tehlikenin ortaya çıktığı açıktır. Bir an önce bu konu netleşmelidir. Yani on beş gün sonra yazılmaya başlandı, işte on beş gün sonra yazılacak diye ilan etti AKP’nin yayın organları, gazetecileri, şimdi neyse çıksınlar görelim, hep beraber bir inceleyelim bakalım, neymiş bir görelim gerçekleri. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, şimdi bu bir temel konu, bunu dikkatle izleyeceğiz. Bu, bir bombadır, nerede patlar, kime yönelir bunu hep beraber önümüzdeki dönemde göreceğiz. Yapılan açıklamalar kaygıları artırıyor. İLHAN SELÇUK’UN BUGÜN CUMHURİYET GAZETESİNDE YER ALAN İZLENİMLERİ FEVKALADE ÖNEMLİDİR. OLAYIN TEHLİKELİ BİÇİMDE YAYGINLAŞTIRILMA VE YENİ YENİ HEDEFLER SEÇİLEREK TEHLİKELİ BİR NOKTAYA GETİRİLME İHTİMALİ SAYIN SELÇUK’UN SORUŞTURMADAN ÇIKARDIĞI BİR SONUÇ OLARAK BUGÜN MİLLETİMİZLE PAYLAŞILMIŞTIR. Bunu birlikte izleyeceğiz, ama artık deşifre edilmiştir olay. Olayın bağlantıları, ilişkileri, arayışları, özlemleri görülmüştür, bu çok önemlidir. Bundan sonra herkes bu bilgilerin ışığında bakacaktır. Siyasetçilerin ve medyanın bu konuyu nereye yönlendirmek istediği bilgisini unutmadan söylenen her sözü irdeleyeceğiz. Bu çok önemli bir noktaya bizi getirmiştir ve İlhan Selçuk’un derhal bırakılmış olması bu tespitin önemini ortaya koymuştur. Bir daha böyle yanlışlıkların yapılmamasını ve herkesin kendi yetkisi ve sınırları içinde bir hukuk devletine yakışan şekilde görev yapmasını diliyorum. Değerli arkadaşlarım, şimdi önümüzde çok önemli bir başka tehlikeli konu daha var. O da, AKP’nin kapatılmasıyla ilgili Başsavcılık müracaatından sonra Anayasayı değiştirerek bu girişimi etkisiz kılma çabasıyla gerçekleştirilen hazırlıktır. Bu, fevkalade önemli bir konudur, buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, yapılması söz konusu olan değişiklik bilinmelidir ki, sadece AKP’nin kendisini kurtarma sonucunu verecek bir değişiklikten ibaret değildir. Yapılması düşünülen değişikliğin amacı, AKP’nin kendisini kurtarmasıdır. Bu, tabii hukuk devleti anlayışıyla hiçbir şekilde bağdaşmaz. Bir hukuk devletinde başlamış olan bir yargı sürecini boşluğa bırakmak için, boşlukta bırakmak için Anayasa değiştirmek aklın, mantığın, sağduyunun kesinlikle kabul edemeyeceği bir şeydir. Ama şimdi Türkiye’de bunun denenmekte olduğunu görüyoruz. Anayasamızın 138’inci maddesi, yürütülmekte olan bir davayla ilgili olarak Mecliste söz söylenilmesini, değerlendirme yapılmasını engellememiştir. Davayı etkilemesi söz konusu olacağı için, bu konuda konuşmak yasaktır demiştir. Şimdi, biz, Anayasamızın yasakladığı söz söylemenin yerine, bir davayı etkilemek için, o davayı etkilemek için, o davaya yönelik olarak Anayasa değişikliği yapıyoruz. Yani Anayasanın bunu içine sindirebileceğini, bunu doğal karşılayabileceğini tasavvur etmek mümkün değildir. Başbakan, “sık sık laiklik, laiklik diyorsunuz, başka nitelikleri de var. Cumhuriyetin.”sosyal, demokratik, laik bir hukuk devletidir” der, yani hukuk devleti kimliğini, laiklik kimliğini, sosyal kimliğini, demokratik kimliğini hatırlatma gereğini duyar. İŞTE, O HUKUK DEVLETİ VAR YA, ANAYASADAKİ HUKUK DEVLETİ, İŞTE BU SAÇMALIKLAR YAPILMASIN ANLAMINDA BİR HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞIDIR O. (ALKIŞLAR) YANİ HEM BUNLARI YAPACAKSINIZ HEM DE ANAYASADAKİ HUKUK DEVLETİ KİMLİĞİNİZİ KORUDUĞUNUZU DÜŞÜNECEKSİNİZ, BÖYLE BİR ŞEY OLMAZ. ANAYASANIN KABUL EDECEĞİ BİR OLAY DEĞİLDİR BU. Kendinizi kurtarmak için bunu yapıyorsunuz. Kendinizi kurtarmak için yönetmelik değiştirdiniz, kendinizi kurtarmak için yasa değiştirdiniz, defalarca değiştirdiniz, bakanlar kendileri için dört defa af çıkardılar, Başbakan yargı sürecini, kendisiyle ilgili yargı sürecini askıya almak için kanun çıkardı, Aydın’da, Kuşadası’nda özelleştirme sonucunda bir şirketin, belediyenin imar yönetmeliklerine aykırı uygulama yapması karşısında, Danıştay, “yönetmeliğe aykırı” dedi. O kişiler çıktılar dediler ki “yönetmeliğe aykırı ise kanun çıkarırız” ve arkadaşlarım, çıkardılar o kanunu, o kanunu çıkardılar. Meclisin arkasında “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye bize gösterenlerin kulağına küpe olsun, bir iş adamının talebiyle…(Alkışlar) …bir yabancı şirketin talebiyle kanun çıkardılar. BUNLAR TAMAM, AMA ANAYASA ÇIKMAMIŞTI. ŞİMDİ, KENDİ ÇIKARLARINI KORUYABİLMEK İÇİN ANAYASA ÇIKARMA NOKTASINA GELMİŞLERDİR. Değerli arkadaşlarım, bakın, bunun sonucu sadece o Anayasa değişikliğiyle AKP’nin kapatılmasına yönelik başlatılmış olan yargı sürecinin askıya alınması olmayacaktır. Ne olacaktır? ANAYASAMIZIN TEMELLERİNDEN BİRİSİNİ OLUŞTURAN LAİKLİK İLKESİNİN İHLAL EDİLMESİ HALİNDE BİR YAPTIRIM UYGULANMASINI ANAYASAMIZDAN ÇIKARIP ATACAKLARDIR, ANAYASAMIZIN DİŞİNİ ÇEKECEKLERDİR. LAİKLİK KONUSUNDAKİ ANAYASAMIZIN KARARLILIĞININ UYGULANABİLİRLİĞİNİ ORTADAN KALDIRACAKLARDIR. LAİKLİK İLKESİNİN İÇİNİ BOŞALTACAKLARDIR. (Alkışlar) Bu değişiklik yapıldıktan sonra artık laikliği ihlal eden bir siyasi parti hakkında bir yaptırım talep edilmesi, laikliği ihlal edenlerin iznine bağlanacaktır, onların onayına bırakılacaktır. Ne oldu? Değiştirilmesi teklif dahi edilemez laiklik ilkesi, laiklik ilkesi boşluğa çıkarıldı, bu onu getirecek değerli arkadaşlar. Bu, Anayasamızın laiklik konusundaki özel anlayışını, özel duyarlılığını ortadan kaldıracak. Bizim Anayasamızda laikliğin çok özel bir yeri var, yani bizim Anayasamız din istismarını, siyasette din istismarını engellemeyi önemsemiş olan bir anayasadır ve bu yönüyle Türkiye zaten çağdaş, demokratik bir toplum olmayı gerçekleştirebilmiştir bu ölçüde. Bu, çok temel bir olaydır. Bunun ortadan kalkması halinde Türkiye’de ne demokrasinin ne hukuk devletinin ne çağdaşlığın anlam taşımaz bir hale gelmesi çok kolayca sağlanacaktır. Değerli arkadaşlarım, bu çok temel bir olaydır. Yani artık Anayasayı, laiklik ilkesini ihlal eden bir siyasi kuruma karşı Türkiye seyirci kalmak durumunda olacak ise, Anayasanın değiştirilmesi teklif edilmez denilen o maddesinin hiçbir değeri, anlamı kalmayacaktır. (Alkışlar) Bu, değerli arkadaşlarım, düşünülen mini paketi sıradan bir Anayasa değişikliği olmanın ötesine geçirmiştir. Bu düşünülen mini paket sıradan bir anayasa değişikliği değildir, BU, ANAYASAYI TEBDİL VE TAGYİR ETME GİRİŞİMİDİR. (Alkışlar) Bu yapılırsa, artık Anayasa, o bildiğimiz anayasa olmayacaktır. ANAYASA TAGYİR EDİLMİŞ, GAYRİLEŞTİRİLMİŞ, BAŞKALAŞTIRILMIŞ, TEBDİL EDİLMİŞ, DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ OLACAKTIR. Herkes aklını başına alsın. O, sıradan bir anayasa değişikliği girişimi değildir, ANAYASAYI TEBDİL VE TAGYİR ETME GİRİŞİMİDİR. Değerli arkadaşlarım, ben bunları söylüyorum, Başbakan bundanlar çok rahatsız oluyor. Geçenlerde ben dedim ki, türban çok önemli gelişmelere yol açar. Arkasından gerçekten açtı. Şimdi, Başbakan diyor ki, “Deniz Baykal bunu kimlerle paslaşarak söyledi” diyor. Yani kimlerle paslaşarak söylemişim. Bu, çok önemli gelişmelere yol açar demişim, kimlerle paslaşarak bunu söylemişim. ANAYASAYI BİLEN, TÜRKİYE’NİN SİYASİ TARİHİNİ BİLEN HERKES, O GİRİŞİMİN ÖNEMLİ SONUÇLAR DOĞURACAĞINI GÖRÜR, GÖRMEMEK İÇİN BELKİ SADECE BAŞBAKAN OLMAK GEREKİR. (ALKIŞLAR) Değerli arkadaşlarım, o zaman gördüm ve söyledim, önemli gelişmelere yol açar. Şimdi diyorum ki, aynı güvenle, daha da yüksek bir güvenle diyorum ki, bu düşündüğünüz mini paket, Anayasayı tagyir ve tebdil etme girişimidir, o da çok önemli gelişmelere yol açar Sayın Başbakan. Söylüyorum, kimseyle paslaşmadan söylüyorum. (Alkışlar) Başbakan, benim sözlerimden çok rahatsız, geçenlerde çıktı diyor ki “Deniz Baykal ayet okuyor, hiçbir şey olmuyor, ben ayet okuyorum kıyamet kopuyor, olur mu böyle şey?” Şimdi, Başbakana şunu anlatalım: Ayet okumak suç değil, İslamiyeti sevmek, İslamiyeti övmek, İslamiyetin özünün ne olduğunu anlatmak suç değil, hele İslamiyeti birileri istismar edip yanlışa alet ediyorlarsa, bu yanlıştır demek hiç suç değil. (Alkışlar) Biz onu yapıyoruz. Biz, İslamiyetin özünde, o siyasi istismarın olmadığını, onun yanlış olduğunu anlatıyoruz. AMA SEN TESCİLLİSİN, SENİN BU KONUDA SİCİLİN ORTADA. SEN DİN İSTİSMARINI SİYASETİNİN TEMELİ YAPMIŞ BİR İNSANSIN. (Alkışlar) Sen, kendini nasıl olur da Anayasaya, laikliğe, cumhuriyete inanan siyaset adamlarıyla mukayese edersin? (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, EĞER BU MİNİ PAKET OYLANIRSA, HİÇ KUŞKU YOK Kİ, BU LAİKLİĞİN OYLAMASI OLACAKTIR, bir başka yönü de bu. Anayasa hem tebdil edilmiş olacaktır hem de laiklik oylanmış olacaktır. Laikliği biz Anayasaya halk oylamasıyla koymadık. O, devletimizi, cumhuriyetimizi kurarken atılan pek çok önemli reforma gibi, devrim gibi bizim hukuk sistemimizin bir parçası olarak getirildi. Şimdi, halk oylamasıyla bunu ortadan kaldırmak doğru bir yaklaşım değildir. Yani bunun bir işlevi var, bir önemi var. Bizim Anayasamızın kimliğinin bir parçası. Siz, onu halk oylamasıyla kaldırıyoruz derseniz çok tehlikeli bir çatışmayı devletin temeline getirir yerleştirirsiniz, bu yanlış olur. Değerli arkadaşlarım, böyle bir ortamda Başbakan bazen çıkıyor meydan meydan bize veriyor veriştiriyor, ondan sonra işler sıkıntıya girince “biz gerilim istemiyoruz” diyor “gerilim yanlıştır” diyor. Değerli arkadaşlarım, bir defa herkesin şunu anlamasını istiyorum: TÜRKİYE’DE YAŞANAN OLAYLAR İKTİDARLA MUHALEFET, ANA MUHALEFET –ANA MUHALEFET Mİ, TEK MUHALEFET Mİ ONU DA BİLEMİYORUM ARTIK YA (ALKIŞLAR)- ARASINDA BİR SİYASİ TARTIŞMADAN KAYNAKLANAN BİR OLAY DEĞİLDİR. Yani Türkiye’de biz, şimdi Başbakanla polemik yapıyoruz, Başbakana kızıyoruz, Başbakanla siyasi sürtüşme peşindeyiz, onun için Başbakanla kavga ediyoruz da Türkiye’de gerginlik var, yok böyle bir şey. Herkes gerçeği görsün, olay bu değil. Bizim, hiç Başbakanla, Başbakanın siyasetiyle, kimliğiyle, kişiliğiyle hiçbir ilgimiz yok, onunla bir sürtüşme, tartışma, gerginlik arayışı içinde hiç değiliz, olayın tarafı biz değiliz, GERGİNLİK MUHALEFETLE, ANA MUHALEFETLE İKTİDAR ARASINDAKİ TARTIŞMADAN DEĞİL, İKTİDARIN TÜRKİYE’NİN ANAYASASIYLA, DEVLET DÜZENİYLE, LAİKLİK ANLAYIŞIYLA, EĞİTİM ANLAYIŞIYLA KAVGASINDAN KAYNAKLANIYOR. (ALKIŞLAR) DEĞERLİ ARKADAŞLARIM, MUHALEFET SUSTUĞU ZAMAN TÜRKİYE’DE GERİLİM OLMAYACAK MI? YANİ MEYDANA BOŞ BIRAKACAĞIZ, O ALACAK GÖTÜRECEK, ÖYLE Mİ? KAVGA BİZİMLE DEĞİL, KAVGA ANAYASA İLE, ANAYASA KURUMLARI İLE YARGI İLE, ÜNİVERSİTE İLE, DEVLET DÜZENİYLE, ANAYASAMIZIN TEMEL İLKELERİYLE, OLAY BU. Herkes bunu görsün. Şimdi, herkes bu tablo karşısında bir yumuşama istiyor ya, çıkan diyor ki, efendim, iktidar da muhalefet de gerilimi düşürsün. Ne yapalım BİZ, SUSTUĞUMUZ ZAMAN GERİLİM DÜŞECEK Mİ, SEN GARANTİ EDİYOR MUSUN? BEN SUSTUĞUM ZAMAN BU YOLDAN ÇIKACAĞINI GARANTİ EDİYOR MUSUN SEN? (Alkışlar) Böyle köşende oturup herkese iyi niyetle temenniler yaparak, tavsiyeler yaparak bu olay toparlanmıyor. Gerçeğe sahip çıkacaksın, Anayasaya sahip çıkacaksın, Anayasanın özüne sahip çıkacaksın, çıkmayanlara karşı açık, net, dürüst tavır takınacaksın, onu yapıyoruz. Değerli arkadaşlarım, bakınız, şu Türkiye’nin manzarasına bakınız, bırakıyorum bunları bir an için, son bir haftadır televizyonlarda gördüklerinize bakınız, ne görüyorsunuz? Türkiye çok tehlikeli bir şekilde bir bölünme sürecinin içine girmiş değil midir? Türkiye’nin bir coğrafyasında barikatlar kurulmuş kentlerin içinde, on binlerce insan güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmiş, taşlar, sopalar, silahlar kullanılmıyor mu? Değerli arkadaşlarım, bu iyi bir manzara mı? Bu manzara bizi nereye götürür? 2002’de bu iktidar işbaşına geldiği zaman böyle bir Türkiye mi vardı? Beş yıl içinde bakın nereye getirdiler Türkiye’yi? Bir beş yıl daha bunlar işbaşında kalırlarsa Türkiye ne hale gelecek, görmüyor musunuz? (Alkışlar) Türkiye’ye geldikleri zaman bunlar projeler ortaya attılar, demokratikleşme modelleri söylediler, bölgeye gittiler, ilişkiler kurdular, biz bu işi toparlayacağız dediler, ne oldu, geldiğimiz nokta bu değil mi? Hepinizin yüreği yaralanmıyor mu arkadaşlar? Türk Bayrağı ayaklar altında, güvenlik güçleri hedef haline getirilmiş durumda, on binlerce insan meydanlarda, PKK’ya övgüler, Apo’ya övgüler ve iktidar bunları seyrediyor. Canım, biz oraya askeri göndeririz. Onunla bitmiyor, oraya gelinceye kadar sen onların ortaya çıkması için ne gerekirse yaptın. (Alkışlar) Seyrettin, destek verdin, yolunu açtın, teşvik ettin, şimdi buraya geldi. Bu, iyi bir nokta değil, değerli arkadaşlarım, bunun sonu kötü. Bu iktidar bir beş yıl daha kalsın Türkiye çok ağır olaylarla karşı karşıya kalacak. İşin bir boyutu bu. Bunu anlatmaya çalışıyoruz, göz göre göre sürükleniyor Türkiye, herkes de bu manzarayı seyrediyor. İki: Türkiye’de Anayasa, Anayasamızın çok temel özü, ilkeleri ortadan kaldırılıyor, Türkiye çok tehlikeli bir dönüşümün içine sokuluyor, onu da seyrediyoruz, o da yaşanıyor. Ondan sonra “sakin olun, gerilimi düşürün.” Değerli arkadaşlarım, GERİLİMİ DÜŞÜRMEK İSTEYENLER, İKTİDARI MUHATAP ALMA CESARETİNİ GÖSTERMELİDİRLER. (Alkışlar) Gerilim yanlışa karşı çıkarak düşürülür. Yanlışı takip etme imkânı tanımayarak düşürülür. Yanlışa teslim olursanız o başka bir olaydır. Gerilim olmadan sükûnet içinde hep beraber bir yere gideriz. Değerli arkadaşlarım, evet, gidecekler var, gitmeyecekler var, biz gitmeyeceğiz elbette. (Alkışlar) Çok tarihi bir dönüm noktasında olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum, herkes aklını başına alsın. Bu çatışma, yer yer yargıyı siyasetin bir parçası haline dönüştürebilir, bundan herkes uzak durmalıdır. Partiler gelir geçer, siyasetçiler gelir geçer ama Türkiye devam eder, devam edecektir. Herkes bu bilinç içinde üzerine düşeni yapmalıdır. Hepinize teşekkür ediyorum, sevgiler, saygılar sunuyorum. |
|||






