Genel Başkan Baykal CHP Grubu’nda K. Irak’tan Çekilmeyi Değerlendirirken “Benim Görevim, Benim İşim, ‘Canım Bitirmeyeyim, Birazcığı Duruversin’ Diyenlere Hak Vermek Değildir” -“ Benim işim, ‘öyle diyenler haklıdır’ demek değildir, ya da, ‘ onlar, hiç bu işe karışmadılar, biz kendimiz bu işi yaptık, onların bizden bir talebi yok canım’ diye onları beraat ettirmeye çalışmak da değildir” -“Herkes, hepimiz işimizi yapacağız. Türkiye’nin işi terörle mücadele konusunda eline geçen fırsatı sonuna kadar kullanmaktır. Ben, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, o güç coğrafyada, bu kış koşullarında başarıyla vermekte olduğu mücadeleyi sadece sekiz gün sürdürebileceğine, onun ötesine taşımaya muktedir olmadığına inanmıyorum” - “Kara harekâtının 8 günde noktalanması, dünya için de, türkiye için de sürpriz oldu. Herkes haklı olarak, “yahu ne oldu da birden bire durduk?” diye sormaktadır. Böyle bir tereddüdün ortaya çıkmasını, böyle bir sorunun ortaya atılmış olmasını kimsenin, Türk milletinin vatanseverliğiyle, Silahlı Kuvvetlere yönelik saygısı ve sevgisiyle çelişir olarak yorumlamaya hakkı yoktur” -“Birileri, Türkiye’nin terörle mücadelesinde PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etme konusunda nihai hedefe gitmesini sanki uygun görmedi. Kuzey Irak’ta PKK terörü tümüyle tasfiye edilmesin, tasfiye eder gibi yap, içerdeki baskıya karşı bir tedbir al, Amerika’ya karşı düşmanlığı da böylece yatıştıralım, sen de bir şey yapmış ol ama sakın ha, Kuzey Irak’taki PKK varlığını tümüyle tasfiye etmeye yönelme mi diye düşündü? Bunu sormak hakkımız değil mi? Elimiz kolumuz bu nedenle bağlandı diye kaygı duymak durumunda değil miyiz? -“Askerimiz cuma sabahı saat 4’te çekildi.. Nereden öğrendik, dünya nereden öğrendi harekâtın saat 4’te bittiğini? Irak’ın Dış İlişkiler Sorumlusu Zebari’den, Roj Tv’den. Hükümet açıklayabildi mi çekildiğimizi?” -“Başbakan, Perşembe günü saat 8’de, yani 20’de yayınlanmak üzere televizyon çekimi yapıyor. O televizyon çekiminde “Harekâta kararlılıkla devam etmekte olduğumuzu” ilan ediyor. Yani çekilmenin başladığından o an için haberi yok” -“Biz kararı aldık da söylemiyoruz, söylersek çekilme sırasında zayiat veririz deniyor. Ama, çekilmekte olduğumuzu Zebari söylüyor, Roj TV söylüyor. Amerikan Savunma Bakanına bunun söylenmesinde bir sakınca mı var?. ABD Savunma Bakanına söylenmediği için giderken soru üzerine, ben 4 kere söyledim çekilin diye, mesajımı almış olmalılar diyor. Almışlar demiyor” - “AKP’nin yapmaya çalıştığı belediyelerle ilgili düzenlemenin altında siyasi hesaplar ve maalesef söylemem gerekir ki siyasi hesapların ötesinde çıkar hesapları, rant hesapları yatıyor” -“Bu düzenlemeyi önce Meclis’te, olmazsa yüce yargıda engellemeye çalışacağız. Bu da olmazsa ilk CHP iktidarında belediye olmaktan çıkarılan yöreleri yeniden belediye yapacağız” -“AKP Milletle çatışma halindedir, milletle kavga içindedir. Güç onlardadır, iktidar onlardadır, yetki onlardadır, ama onlara bu gücü, bu yetkiyi bu millet vermiştir. Milletin verdiği yetkiyle millete kabadayılık yapılmasını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz” 05-03-2008
-» Genel Başkan Baykal CHP Grubu’nda K. Irak’tan Çekilmeyi Değerlendirirken “Benim Görevim, Benim İşim, ‘Canım Bitirmeyeyim, Birazcığı Duruversin’ Diyenlere Hak Vermek Değildir” 05-03-2008 -“ Benim işim, ‘öyle diyenler haklıdır’ demek değildir, ya da, ‘ onlar, hiç bu işe karışmadılar, biz kendimiz bu işi yaptık, onların bizden bir talebi yok canım’ diye onları beraat ettirmeye çalışmak da değildir” -“Herkes, hepimiz işimizi yapacağız. Türkiye’nin işi terörle mücadele konusunda eline geçen fırsatı sonuna kadar kullanmaktır. Ben, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, o güç coğrafyada, bu kış koşullarında başarıyla vermekte olduğu mücadeleyi sadece sekiz gün sürdürebileceğine, onun ötesine taşımaya muktedir olmadığına inanmıyorum” - “Kara harekâtının 8 günde noktalanması, dünya için de, türkiye için de sürpriz oldu. Herkes haklı olarak, “yahu ne oldu da birden bire durduk?” diye sormaktadır. Böyle bir tereddüdün ortaya çıkmasını, böyle bir sorunun ortaya atılmış olmasını kimsenin, Türk milletinin vatanseverliğiyle, Silahlı Kuvvetlere yönelik saygısı ve sevgisiyle çelişir olarak yorumlamaya hakkı yoktur” -“Birileri, Türkiye’nin terörle mücadelesinde PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etme konusunda nihai hedefe gitmesini sanki uygun görmedi. Kuzey Irak’ta PKK terörü tümüyle tasfiye edilmesin, tasfiye eder gibi yap, içerdeki baskıya karşı bir tedbir al, Amerika’ya karşı düşmanlığı da böylece yatıştıralım, sen de bir şey yapmış ol ama sakın ha, Kuzey Irak’taki PKK varlığını tümüyle tasfiye etmeye yönelme mi diye düşündü? Bunu sormak hakkımız değil mi? Elimiz kolumuz bu nedenle bağlandı diye kaygı duymak durumunda değil miyiz? -“Askerimiz cuma sabahı saat 4’te çekildi.. Nereden öğrendik, dünya nereden öğrendi harekâtın saat 4’te bittiğini? Irak’ın Dış İlişkiler Sorumlusu Zebari’den, Roj Tv’den. Hükümet açıklayabildi mi çekildiğimizi?” -“Başbakan, Perşembe günü saat 8’de, yani 20’de yayınlanmak üzere televizyon çekimi yapıyor. O televizyon çekiminde “Harekâta kararlılıkla devam etmekte olduğumuzu” ilan ediyor. Yani çekilmenin başladığından o an için haberi yok” -“Biz kararı aldık da söylemiyoruz, söylersek çekilme sırasında zayiat veririz deniyor. Ama, çekilmekte olduğumuzu Zebari söylüyor, Roj TV söylüyor. Amerikan Savunma Bakanına bunun söylenmesinde bir sakınca mı var?. ABD Savunma Bakanına söylenmediği için giderken soru üzerine, ben 4 kere söyledim çekilin diye, mesajımı almış olmalılar diyor. Almışlar demiyor” - “AKP’nin yapmaya çalıştığı belediyelerle ilgili düzenlemenin altında siyasi hesaplar ve maalesef söylemem gerekir ki siyasi hesapların ötesinde çıkar hesapları, rant hesapları yatıyor” -“Bu düzenlemeyi önce Meclis’te, olmazsa yüce yargıda engellemeye çalışacağız. Bu da olmazsa ilk CHP iktidarında belediye olmaktan çıkarılan yöreleri yeniden belediye yapacağız” -“AKP Milletle çatışma halindedir, milletle kavga içindedir. Güç onlardadır, iktidar onlardadır, yetki onlardadır, ama onlara bu gücü, bu yetkiyi bu millet vermiştir. Milletin verdiği yetkiyle millete kabadayılık yapılmasını hiçbir şekilde kabul etmiyoruz” İletişim Koordinatörlüğü (Ankara) – Genel Başkan Deniz Baykal CHP Grup Genel Kurulu’nda K.Irak’tan çekilme, AKP İktidarının belediyelerle ilgili düzenlemesi, 3 Mart 1924’te çıkarılan önemli 3 yasa, ekonomik gidiş ve CHP’ye katılımlar konusunda görüşlerini açıkladı 10 televizyon kanalı tarafından canlı olarak yayınlanan Genel Başkan Deniz Baykal’ın konuşması aynen şöyle ; CHP’YE KATILANLARI SELAMLIYORUM, KUTLUYORUM.... “Değerli milletvekili arkadaşlarım, hepiniz hoş geldiniz. Sizi Cumhuriyet Halk Partisi Grup toplantısında selamlamak çok büyük bir mutluluk. Bu coşkulu katılımızdan dolayı hepinize yürekten teşekkür ediyorum. Partimize yeni katılan değerli arkadaşlarımı selamlıyorum, hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar) Başta Bahçeşehir Belediye Başkanımız Kemal Aydın olmak üzere, Bahçeşehir’den pek çok arkadaşımız bugün grup toplantımıza katılıyorlar. Sadece grup toplantımıza katılmıyorlar, Cumhuriyet Halk Partisine katılıyorlar. (Alkışlar) Onları size tanıtmak isterim: Bahçeşehir Belediye Meclis üyeleri Sayın Galip Tiryaki, Alev Aydemir, (Eski Voleybol Milli Takım Kaptanı) Ayşe Betül Tanman, (Milli Takım Kaptanı Cüneyt Tanman’ın eşi) Filiz Süzer, Ömer Faruk Toper, Ersan Sirmen, Nalân Kalafat, Aysel Reis, 8 belediye meclis üyesi arkadaşımız Cumhuriyet Halk Partisine katılıyorlar. (Alkışlar) Ve yine Belediye Başkan ve belde başkanı ve belde yönetimi, Anavatan Partisinin Belde Başkanı Sayın İrfan Özdemir ve yönetim kurulu üyeleri Cumhuriyet Halk Partisine katılıyorlar, aramızdadırlar. (Alkışlar) Yine aynı şekilde Kadın Kolları ve Yönetimi Başkan Sayın Selma Uzel Türkay başkanlığında aramıza katılıyorlar, hoş geldiniz. (Alkışlar) Ve ANAP eski il başkan yardımcısı Ömer Kazancı, Cumhuriyet Halk Partisine katılıyor. (Alkışlar) Hepsine yürekten teşekkür ediyorum, hepsini saygıyla selamlıyorum. Çok önemli, çok doğru bir karar almışlardır. Türkiye’nin bu kritik ortamında hem kendi beldelerine yönelik bir haksızlığı en etkili şekilde protesto etmişlerdir hem de Türkiye’nin tıkanık günlerinde bir umut ışığının yanmasına, ülkemizin önünün açılmasına en ciddi katkıyı yapmışlardır. Bundan hiç kuşku duymuyorum. (Alkışlar) Bu arkadaşlarıma tekrar yürekten teşekkür ediyorum. Yine aramızda partili olmayan pek çok değerli arkadaşım var, muhtarlar var, Ümraniye’den gelen muhtar arkadaşlarım var, onları da saygıyla selamlıyorum, hoş geldiniz diyorum. (Alkışlar) O arkadaşlarımızın da derdi aynı, onlar da bu son yasa girişimiyle çok büyük bir haksızlığa maruz bırakıldıklarını düşünüyorlar ve bu haksızlığı protesto etmek istiyorlar. AKP’NİN BELEDİYELİKTEN ÇIKARDIĞI YÖRELERİ CHP İKTİDARINDA YENİDEN BELEDİYE YAPACAĞIZ. Değerli arkadaşlarım, gerçekten AKP’nin büyük bir hızla, alelacele, Anayasa engelini aşmak için gece gündüz Parlamentoyu çalıştırarak çıkarmaya gayret ettiği bu yasa düzenlemesi, pek çok beldeyi, pek çok belediyeyi, pek çok mahalleyi çok derinden yaralamıştır. Çok büyük haksızlıkların bu yasayla yapılmakta olduğunu görüyoruz. Bu haksızlıkların en önemlilerinden birisi, işte demin burada gördüğümüz Bahçeşehir Belediye Başkanımızın ve belediye meclis üyelerimizin ortaya koydukları davranışta kendisini gösteren durumdur. Bahçeşehir, İstanbul’un çağdaş, belediyecilik sorunlarını en ciddi şekilde ele alıp en doğru belediyecilik uygulaması yapan, İstanbul’un belediyeciliği hak eden en önemli merkezlerinden birisidir ve orada kökleşmiş, uluslararası kuruluşlar tarafından dünya çapında takdir edilmiş bir belediyecilik uygulaması vardır, şimdi Bahçeşehir Belediyesi ortadan kaldırılmaktadır. Niçin acaba? Ekonomik bir nedeni mi var? Bahçeşehir’in bir belediyeye bir ihtiyacı yok mu? Bahçeşehir belediyesini ortadan kaldırmayı gerektiren bir başka ihtiyaç mı var? Niçin Bahçeşehir’i ortadan kaldırılıyor? Seçim sonuçlarına baktığınız zaman bunu görüyorsunuz, çünkü Bahçeşehir’de son seçimde Cumhuriyet Halk Partisi yüzde 54 oy almıştır, AKP yüzde 14 oy almıştır. (Alkışlar) Yapılan iş belediyecilik işi değildir, yapılan işi en ilkel, antidemokratik bir intikam alma uygulamasıdır. Kırşehir ilçesinde geçmişte, 1950’lili yıllarda uygulanan muamele, şimdi Bahçeheşir’e uygulanmaktadır. Abana-Bozkurt tartışmasıyla yaşanmış olan olay, şimdi burada tekrar yaşatılmaktadır. Demokrasi deneyimimizde bu kadar mesafe aldıktan sonra 2000’li yıllarda, 21 inci Yüzyılın içine girdikten sonra verdiği oydan dolayı bir beldenin cezalandırılmasına tanık olmak kendisine demokrasi anlayışını benimsediğini söyleyerek bunu yapabilmek gerçekten Türkiye’ye hiç yakışmayan bir manzara oluşturmak demektir. Bundan büyük üzüntü duyuyorum. Gerçekten bu son yasayla, belediyeciliği hak etmiş pek çok yerleşme merkezinin elinden belediyecilik hakkı alınmaktadır. Çok büyük yanlışlıklar yapılmaktadır ve bunun altında tamamen siyasi kaygılar, siyası hesaplar vardır. Pek çok belediye, örneğin Karşıyaka, Karşıyaka’daki Cumhuriyet Halk Partisinin olağanüstü gücünü parçalayarak, bölecek, onların içinden yeni yeni belediyeler ortaya koymaya yardımcı olacak bir düzenleme, maalesef Türkiye’de İçişleri Bakanlığı yetkililerinin de katkılarıyla AKP Genel Merkezinde seçim istatistikleri temel alınarak planlanmıştır, hazırlanmıştır ve buna göre bir tablo şekillendirilmek istenmektedir. Getirilen yasayla, Türkiye’nin durmuş, oturmuş pek çok belediyesinin elinden belediyelik hakkı alınmaktadır. Mesela pazar günü oradaydık, Ankara’nın hemen yanında Temelli, hızla gelişen, Ankara’nın en dinamik, en önemli yerleşme merkezlerinden biri. Dört tane organize sanayi bölgesi var, on beşe yakın kooperatif var, hızla gelişmekte olan bir bölge, fevkalade dinamik, doğru dürüst bir belediyesi var. Belediyelik elinden alınıyor, 40 kilometre ilerideki Sincan’a bağlanıyor. Değerli arkadaşlarım, bunlar doğru işler değil, bunların altında siyasi hesaplar ve maalesef söylemem gerekir ki siyasi hesapların ötesinde çıkar hesapları, rant hesapları yatıyor. (Alkışlar) İstanbul’da Kadıköy’ün elinden, hızla gelişmekte olan bir bölgeyi acaba nasıl alırız da Kadıköy Belediyesinin dışında kendi çıkar hesaplarımıza alet edebileceğimiz bir yönetimi nasıl oluştururuz hesabı içinde yine kenarından, köşesinden Kadıköy budanıyor. Karşıyaka budanıyor, Kadıköy budanıyor, Temelli kapatılıyor. Bunların altında iyi niyet var mı? Bunların altında belediyecilik düşüncesi var mı? Anayasamızın koyduğu hangi ölçü uygulanıyor? Ekonomi mi uygulanıyor? Kamu hizmeti ihtiyacı mı uygulanıyor, coğrafi yakınlık mı uygulanıyor, hangisi uygulanıyor? Hiçbirisi uygulanmıyor. Hep siyasi hesap, rant hesabı, rant hesabı, rant hesabı, başka bir hesap yok. Buna göre düzen tutuyorlar. Ümraniye’de pek çok mahalle bağlı oldukları belediyeden koparılıyor, bambaşka yerlere bağlanıyor. Niye bu insanlara sormayı hiç düşünmüyorsunuz? Türkiye’nin taraf olduğu, imzaladığı Avrupa Yerel Yönetimler Şartı’nın gereği belediye sınırları belirlenirken oralarda yaşayan insanlara tercihlerini sormaktır, niye sormuyorsunuz? Niye bu insanlara sormuyorsunuz? Oraya bağlanmayı istiyor musunuz istemiyor musun? Belediyenin kapanmasını istiyor musunuz istemiyor musun? Belediyenin kapanmasını Temelli halkına sor bakalım, Temelli’yi kapatalım, seni Sincan’a bağlayalım, istiyor musun diye bir sor bakalım. Başında AKP’li bir belediye başkanı var, AKP’ye oy vermiş bir belde, bir sor bakalım onlara. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, olay çok açık. Belediyeler kapatılıyor, kapatılan belediyelere şöyle bir baktım, durmuş oturmuş, belediyeciliği hakkıyla uygulayan fevkalade önemli yerler. Göreme, Kapadokya bölgesinin önemli turizm merkezi Göreme. Doğru dürüst bir belediyesi var, belediyecilik geleneği oturmuş, nüfusu yazın bir türlü, kışın bir türlü, kış nüfusuna baktığın zaman bunu kapatalım diyorsun, yazın onun beş katı, altı katı nüfusu artıyor. Belediyecilikten Göreme esirgenebilir mi? Aynı şekilde Marmaris’in yanında Turunç, yine derli toplu bir belediye. Turunç’un belediyelik hakkını niye alıyorsun? Nüfusuna baktığın zaman onun yazın nüfusunun ne olduğunun hesabını yapıyor musun? Bunların hepsi unutulmuş. İyi niyet olsa sorarsın. Katılımcı demokrasi, halkın oyuna, tercihine saygı gösteren demokrasi, uluslararası anlaşmaların öngördüğü, hukuken zorunluluk olan referandum. Hani, “referandumu alışın, referandum yapacağız” diyordun, yapsana bu konuda referandumu, her belediyeye yapsana, sorsana bunları. (Alkışlar) Hasanoğlan Belediyesi…(Alkışlar) Milli eğitim tarihimizin, cumhuriyet tarihimizin, milli eğitim tarihimizin yüz akı Hasanoğlan, şimdi belediye hakkını elinden alıyorsunuz, bir köy hâline dönüştürüyorsunuz. (Alkışlar) CELAL BAYAR’IN UMURBEY’İNİN DE BELEDİYELİK HAKKI ELİNDEN ALINIYOR... Değerli arkadaşlarım, değer mi? Şimdi, bunda hak var mı? Bunda bir zorunluluk var mı? Nereden çıkıyor bu? Bunu gerektiren bir durum mu var? Aynı şekilde, bakınız, Umurbey, Bursa’nın, Celal Bayar’ın doğduğu köy Umurbey.(Alkışlar) Celal Bayar’ın Umurbey’i de belediyelik hakkı elinden alınıyor, o da bir köye dönüştürülüyor. Haklı mı bunlar değerli arkadaşlarım, olabilir mi? Yani büyük üzüntü duyuyorum. Alacahöyük, Çorum’da. (Alkışlar) Tarihimizin, insanlık tarihinin en önemli yerleşme merkezlerinden biri. Alacahöyük’te bir medeniyet kurmuşlar, şimdi Tayyip Erdoğan, onun elinden belediyeliği alıyor. Günahtır, yazıktır. Değerli arkadaşlarım, bu tablo ortada. Başbakan diyor ki “CHP’liler buna muhalefet ediyor ama siz bakmayın, onlar aslında muhalefet etmiyorlar, onlar memnun bu işten” diyor imiş. Değerli arkadaşlarım, bakın size açıkça ifade ediyorum, bu kanunun Meclisten geçmemesi için bütün milletvekili arkadaşlarımızla sonuna kadar el birliğiyle mücadele edeceğiz. (Alkışlar) Eğer bu mücadelemizi parmak hesabı elleri kaldır indir diye, hak, adalet, insaf aramadan, emir Başbakandan geldi, ne yapalım, ben de istemiyorum ama yazıktır, günahtır, kendi beldemi, kendi belediyemi, kendi milletvekili olarak temsil ettiğim bir ildeki belediyenin kapatılmasını ben de içime sindirmiyorum ama emir büyük yerden, kaldıracağım ve oy vereceğim dediği için AKP’liler eğer kanun çıkarsa Cumhuriyet Halk Partisinin mücadelesine rağmen, bilmenizi istiyorum, derhal Anayasa Mahkemesine götüreceğiz… (Alkışlar) …bu konudaki mücadelemizi siyaset meydanından hukuk meydanına taşıyacağız, çünkü haksızlık var, adaletsizlik var, Anayasaya aykırılık var, uluslar arası anlaşmalara aykırılık var, onun gereğini Anayasa Mahkemesinin takdirine sunacağız. Diyelim ki, Parlamentoda önlemeye gücümüz yetmedi, arkadaşlarımızın sayısal gücü bu konuda verdiğimiz inançlı mücadele Parlamentodan çıkmasını engellemeye yetmedi. Diyelim ki Anayasa Mahkemesi, ne yapalım, bunun Anayasaya aykırı olduğu doğrultusunda bir karar alamadı, kabul edelim ki böyle oldu. Değerli arkadaşlarım, o zaman herkesin, bütün milletimizin şunu bilmesini istiyorum: İlk Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında bu yanlışı sonuna kadar düzeltmek boynumuzun borcu olsun. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, bu mücadeleyi bütün aşamalarıyla sürdüreceğiz ve belediyelik hakkı elinden alınmış olan beldelerimizin sorunlarına sahip çıkacağız. Bir iktidar, bundan sonra ben belediyelik verirken şu kriteri esas alacağım diye yeni bir kriter söyleyebilir, bir nüfus kriteri söyleyebilir, 10 binden aşağı yerleşme merkezine ben artık belediyecilik vermeyeceğim diyebilir, bunu saygıyla karşılarız, ama daha önce belediyelik hakkı verilmiş olan, belediyeliği kabul edilmiş olan, belediyeye alıştırılmış olan bir yerleşme merkezine sanki suç işlemiş, yüz kızartıcı suç işlemiş ve üzerinden üniforması çıkartılıyor, rütbesi sökülüyor gibi bir yerleşme merkezini belediyelikten çıkarıp mahalleye dönüştürmeyi hiçbir şekilde kabul etmeyiz. (Alkışlar) Bu iyi niyetli bir girişim değildir. Bir telaş içinde şimdi, son bir ay içinde 28 Marta kadar bunu çıkarmaya çalışıyorlar. 28 Martta çıkarsa ancak önümüzdeki seçimde bunu uygulayacaklar. Onun için Kadıköy’ü kırpacaklar, onun için Karşıyaka’yı kırpacaklar, onun için kendilerine oy vermeyecek Bahçeşehir’i, diğer yerleşme merkezlerini cezalandıracaklar. Değerli arkadaşlarım, bu yol değildir. Milletle kavga ederek kimse bir yere varmış değildir. Kavga etmiyorum diyerek kavga etmek, açıkça kavga etmekten daha da farklı bir şey değildir. Milletle çatışma halindedirler, milletle kavga içindedirler, bu kavganın onlara hiçbir hayır getirmesi mümkün değildir. Güç onlardadır, iktidar onlardadır, yetki onlardadır, ama onlara bu gücü, bu yetkiyi bu millet vermiştir. Milletin verdiği yetkiyle millete kabadayılık yapmayı hiçbir şekilde kabul etmiyoruz. (Alkışlar) Şimdi iktidar bizde diye siz bunu yapabilirsiniz, bu zulmü o beldelere, belediyelere yapabilirsiniz, belediyelik hakkını alabilirsiniz, bölebilirsiniz, parçalayabilirsiniz ama unutmasınlar alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. (Alkışlar) -3 MART, TARİHİMİZİN ÇOK ÖNEMLİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR. 3 MART 1924, YANİ 84 YIL ÖNCE, DÜN, TÜRKİYE’NİN TARİHİ BİR KARARLA YENİ BİR İSTİKAMETE GİRDİĞİ GÜNDÜR. Değerli arkadaşlarım, bugün 4 Mart, dün 3 Mart idi. 3 Mart, tarihimizin çok önemli bir dönüm noktasıdır. 3 Mart 1924, yani 84 yıl önce, dün Türkiye’nin tarihi bir kararla yeni bir istikamete girdiği gündür. 3 Mart 1924’te çok önemli üç tane kanun çıkmıştır. Bu, gerçekten bizim cumhuriyetimizi kökleştiren, cumhuriyetimizin, yeni ilan edilmiş olan 29 Ekim 1923’te ilan edilmiş olan cumhuriyetimizi gerçek temellerine kavuşturan tarihi kararlar olmuştur. Bu kararlarla önce Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Erkân-ı Harbiye Riyaseti Vekâleti ilga edilmiştir. Yani Şeriye Vekâleti, Evkaf Vekâleti ve Erkânı Harbiye Riyaseti Vekâleti ortadan kaldırılmıştır, devlet düzeninin içinden bunlar çıkarılmıştır. Aynı şekilde Tevhidi Tedrisat Kanunu getirilmiştir, yani eğitimin birliği ilkesi, eğitimin Türkiye’nin her yerinde aynı anlayışla, aynı düşünceyle herkese eşit olarak verilmesini öngören bir eğitim anlayışı, eğitim birliği anlayışı. Eğitim Birliği, Türkiye’nin birliğinin temelinin atılması demektir. Türkiye’nin birliği, bütünlüğü eğer eğitim birliğini uyguluyorsanız sağlamlaşır, kökleşir. Önüne gelenin kendi anlayışına, kendi düşüncesine göre gençleri, çocukları zihnini yönlendirerek eğitim veriyorum imkânına sahip olduğu bir durumdan devlet olmanın, millet olmanın gerektirdiği istikamete, eğitim birliği anlayışına Türkiye çekilmiştir ve yine 1924’te hilafet kaldırılmıştır. Böylece tarihi bir dönüşüm gerçekleştirilmiştir. Türkiye, bu uygulamalarla bugüne kadar istikametini koruyarak gelebilmiştir. Şimdi, eğitime yönelik planlar, projeler, hazırlıklar bilmelisiniz ki, bu temeli bozmaya yöneliktir, eğitim birliğini ortadan kaldırmaya ve eğitim konusunda sağlanmış olan bütünlüğü, dolayısıyla milli bütünlüğü zaman içinde bir kültür farklılaşmasına, değişik eğitim ve kültür süreçlerinden geçmiş kuşakların, gençlerin birbirine ters baktığı, birbiriyle ayrıştığı bir toplumsal yapıya doğru Türkiye’yi bilinçli olarak birileri sürüklemektedir. Böyle bir sürecin içinden geçiyoruz. Bu noktada, bu 1924’te bu tarihi kararı almış olan insanları, bir kez daha büyük bir saygıyla anıyorum ve…(Alkışlar) …onları sizlere kısaca hatırlatmak istiyorum. Hilafetin kaldırılması için kanun teklifini Urfa Milletvekili Şeyh Saffet Efendi vermiştir. Yine Saruhan Milletvekili Vasıf Çınar ve arkadaşları, Tevhidi Tedrisat Kanunu’nu teklif etmişlerdir ve Siirt Milletvekili Halil Hulki Hoca ve arkadaşları da, Şeriye ve Evkaf Vekâletiyle Erkânı Harbiye-i Umumiye Vekâletinin kaldırılmasına yönelik teklifi vermişlerdir. Onları saygıyla anıyorum, onları, onların yanındaki, arkasındaki kadroyu, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere saygıyla, şükranla, minnetle anıyorum. (Alkışlar) EKONOMİ İYİ GİTMİYORDeğerli arkadaşlarım, ekonomi iyi gitmiyor. Ekonomiyle ilgili çok ciddi olumsuzluklar birbiri ardından ortaya çıkmaya başladı. Bir süredir buna dikkati çekiyoruz. Gidişin ekonomide sıkıntıları beraberinde getirmekte olduğunu arkadaşlarım, ben, her fırsatta bu kürsülerden anlatmaya çalışıyoruz. Ama artık olay gizlenemez, saklanamaz bir noktaya gelmiştir ve her geçen gün her yeni ekonomik açıklama gidişin kaygı verici olduğunu ortaya koymaktadır. Genel bir cümle söylemek istiyorum. Son seçimlerden 23 Temmuzdan bugüne ekonominin temel, ana kriterlerinin hiçbirisiyle ilgili olumlu bir gelişme ortaya çıkmamıştır. Son seçimden bu yana geçen süre içinde ne enflasyonda ne işsizlik konusunda ne borçlanma konusunda ne cari açık konusunda, dış ticaret açığı konusunda hiçbir sevindirici iş düzeliyor demenize imkân verecek olumlu bir işaret, bir gelişme seçimden bu yana geçen süre boyunca ortaya çıkmamıştır. Her birisiyle ilgili kaygı verici gelişmeler kendisini göstermekte. Dış ticaret açığı artıyor, ithalat olağanüstü yüksek bir artış gösteriyor, açık büyüyor. Cari açık herkesi şaşırtarak büyüyor, borçlanma artıyor, faiz yükseliyor, yani işsizlik artıyor. Artık, resmî rakamlarla örtülemez, kamufle edilemez bir noktaya işler gelmeye başladı. Nereye baksanız ekonomik sıkıntı ortaya çıkıyor. Halkın borçluluk düzeyi tasavvur edilemez bir düzeyde ortaya çıkmış bulunuyor. Bankalara olan borçlar, kredi kartları borçları, tüketici kredisi borçları, hesaba kitaba dâhil olmayan özel yaşamla ilgili borçlar, ödenemeyen primler, ödenemeyen sigortalar, cezaya giren primler, cezaya giren sigortalar, ödenemeyen vergiler, katlanarak artan, cezaya girip yükselen ödenemeyen vergiler hepsi olağanüstü büyüyor. Devletin borcu artıyor, vatandaşın borcu artıyor, vatandaşın yükü artıyor, Türkiye giderek daha çok dışarıya bağımlı bir ülke haline geliyor, tarihimizin hiçbir döneminde Türkiye ekonomisi bugünkü kadar dışa bağımlı bir ekonomi haline gelmemişti. Bunlar açık gerçekler. Merkez Bankasının yayınladığı resmî raporlar bize, Türkiye’de ekonomik bağımlılığın hangi noktaya gelmiş olduğunu çok açık bir biçimde ortaya koyuyor. Değerli arkadaşlarım, Türkiye’nin yurt dışına olan toplam yükümlülüğü 2002 yılına göre 300 milyar dolar artarak 2007 Eylülünde 447 milyar dolara çıkmıştır, 500 milyar dolara yakın Türkiye’nin dış yükümlülüğü bir kabul edilemez kaygı verici bir düzeye yükselmiştir. Değerli arkadaşlarım, 2007 yılı sonunda Türkiye’nin dış yükümlülüğündeki artış miktarının, varlıklar düştükten sonra yükümlülükler ve varlıklar arasındaki farkın 2007 yılı sonunda 300 milyar dolar düzeyine geleceği anlaşılmaktadır. Bu, Türkiye’nin tarihinin hiçbir döneminde yaşanmamış düzeyde finansal olarak dışarıya bağımlı bir hâle geldiğini bize göstermektedir. Değerli arkadaşlarım, Başbakan, bu tabloya rağmen, zaman zaman çıkıyor grup toplantılarında “ekonomi iyi gidiyor, güzel gidiyor” diye açıklamalar yapıyor. Bunun hepsinin irdelenmesi gerekiyor. Mesela Başbakan zaman zaman çıkar der ki, “borç stoku artmıyor. Neye dayanarak söylüyor? Özel bir borç tarifi yapıyor, yani uluslararası Maastricht kriterlerine göre kabul edilmiş olan evrensel borç tarifini değiştirerek bunu söylüyor. Maastricht kriterlerine göre uygulanan borç tarifiyle bakıldığı zaman tablo şudur değerli arkadaşlarım: Borç stoku artmaktadır. ABD doları cinsinden toplam borçlar 2007 yılı sonunda 456 milyar dolara çıkmıştır iç ve dış borçlar 2007 sonuna göre ABD Doları cinsinden 456 milyar dolara çıkmıştır. İMKB’nin yabancı portföyü de bir borç olarak kabul edilip dikkate alınacak olursa 526 milyar dolara borçlar çıkmaktadır. Başbakanın yine ekonomik açıklamalarında sık sık başvurduğu bir yanıltmaya da kısaca değinmek isterim. Başbakan, faiz konusunda, “işte biz şimdi daha düşük faizle borçlanıyoruz. Faiz konusunda yanlış söyleniyor” demektedir. Bunun altındaki anlayış, faizi enflasyondan bağımsız olarak mutlak bir rakam gibi düşünme yanlışıdır. Faiz kendi başına mutlak bir rakam olarak telaffuz edildiğinde fazla bir anlam ifade etmez. Nasıl bir enflasyon döneminde o faiz. Eğer yüzde 70 enflasyon varsa, siz yüzde 90 faizle borçlanıyorsanız demek ki siz var olan enflasyonun küçük bir kısmıyla borçlanıyorsunuzdur. Ama siz, yüzde 8 enflasyon olduğu bir dönemde yüzde 17’le borçlanıyorsanız, var olan enflasyonun iki katı faizle borçlanıyorsunuz demektir ve reel faiz budur, asıl acıtan ekonomik kayıp da işte buradan kaynaklanmaktadır ve şimdi Türkiye enflasyonla birlikte düşünüldüğü zaman tarihinin en yüksek faiziyle borçlanan bir ülke hâline gelmeye başlamıştır. Dünya çapında da zaten Türkiye, faizi en yüksek faiz olarak kabul edilmektedir. Faiz yüksek, borçlanma yüksek, açık yüksek, sıcak paraya olağanüstü yüksek bir ödeme yapıyorsunuz, faiz ödemesi yapıyorsunuz, millet borç içinde, yarın korkusu, kaygısı insanları ya kumara yöneltmiş –geçen haftalarda söyledim- haftanın her günü bir kumar organizasyonu var devletin kontrolünde, bir taraftan faiz, bir tarafta kumar, sonra eline almışsın türbanı, bana bin satarak, bin pazarlayarak bunu kapatmaya çalışıyorsun. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, enflasyon rakamları açıklandı dün. Gerçekten çok kaygı verici bir durumun ortaya çıkmaya başladığı görülüyor. Bu işi dikkatli izleyenler, bu tabloyu çok önemsiyorlar ve derhal tedbirlerin alınması gerektiğini ifade ediyorlar. Ama şu ana kadar iktidarın, ekonomiyle ilgili bu olumsuz gidiş karşısında bir arayış içine girdiğine dair en küçük bir işaret yoktur. İşi tamamen propaganda, laf, polemik, siyaset düzeyinde ele almaktadır. Bu, fevkalade yanlıştır. Önümüzdeki günlerde çok daha ciddi sıkıntıların ortaya çıkması kaçınılmaz gözüküyor. IRAK’A YAPILAN ASKERİ HAREKATIN DEĞERLENDİRİLMESİ... Değerli arkadaşlarım, bugünlerin en önemli konusu üzerinde durmamız gereken konu, hiç kuşku yok, Irak’a yönelik askeri harekâtın değerlendirilmesi olacaktır. Bu harekâtla ilgili olarak hepimizin önce şunu tespit etmek mecburiyetimiz vardır: Türk Silahlı Kuvvetleri, çok güç koşullarda kendisine verilen görevi kendisine yakışan, kendisinden beklediğimiz bir üstün başarıyla gerçekleştirmiştir ve gerçekten Türk Silahlı Kuvvetlerine böyle olağanüstü güç kış koşullarında, çok güç bir coğrafyada, kısa sürede yüz akı bir sonucu almış olması milletimizin, hiç kuşku yok ve dünyanın takdirini kazanmıştır. (Alkışlar) Bu sonucun ortaya çıkmış olmasıyla iftihar ediyoruz ve bu sonucu gerçekleştiren Silahlı Kuvvetlerimizin bütün mensuplarını erinden en yüksek komutanına kadar Genelkurmay Başkanına kadar yürekten kutluyoruz. (Alkışlar) Gerçekten bu başarı şaşırtıcı değildir. Bizim askerimizin bilinen cesareti, beceresi, vatanseverliği bir kez daha imtihandan geçmiştir, yüz akıyla imtihandan geçmiştir. Ama bunun yanı sıra, bu askeri operasyonun planlanması, harekâtın planlanması, uygulanması, zamanlaması, koordinasyonu, eşgüdümü, yani olayın kurmay aşaması da gerçekten her türlü takdirin üzerinde olarak gerçekleşmiştir. Bize yakışan, Silahlı Kuvvetlerimize yakışan muhteşem bir başarıyla karşı karşıya olduğumuza hiç kuşku yoktur. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, bir harekâtın ele alınması gereken pek çok yönü vardır. Elbette bu yönlerin başında, demin konuşmuş olduğumuz uygulanma biçimi, planın tatbikatı, uygulanışı fevkalade önemlidir. O bakımdan hiç kimsenin en küçük bir kuşkusu, kaygısı olamaz, yoktur. Ama bir harekâtın değerlendirilmesinde dikkate alınacak siyasi boyut vardır, diplomatik boyut vardır, uluslararası ilişkilerle ilgili yönleri vardır, bütün bunların birlikte ele alınması ve değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Değerli arkadaşlarım, bu çerçevede hemen şunları ifade etmek istiyorum: Türkiye, maalesef Kuzey Irak’tan kaynaklanan bir terör tehdidine çok uzun süre sabırla tahammül etmiştir. Maalesef, Türkiye, büyük bir tahammül gücü sergileyerek, kendisine yönelik en haksız saldırılar karşısında bile soğukkanlılığını koruyarak bu uluslararası hukuka aykırı tecavüzleri uzun süre sineye çekmiştir ve nihayet Dağlıca’daki ve Şırnak’taki saldırılardan sonra bıçak kemiğe dayanmış ve Türkiye harekete geçmek gereğini, zorunluluğunu hissetmiştir. Aslında Türkiye’nin yaşanan olaylar karşısında çok daha önceden, çok daha kararlı biçimde tepki gösterme hakkı vardı, Bunun gereği ortaya çıkmıştı. Ama bunların en doğru şekilde yönetilmiş olduğunu söylemek mümkün değildir ve bu, bir hoşgörü, bir olgunluk olarak anlaşılacak bir olay da değildir. En son noktaya geldikten sonra, Dağlıca sonrasında artık bıçak kemiğe dayanmıştır ve Türkiye bu konuda Türkiye’nin her yerinde şehit cenazeleri dolayısıyla milletin ortaya çıkması, protesto gösterileri yapmaya başlaması sonucunda dünyanın da iktidarın da artık kaçınılmaz olduğunu gördüğü bir müdahale aşamasına gelinmiştir. Değerli arkadaşlarım, böyle bir noktaya gelinmiş olması büyük önem taşıyor. Türkiye’nin kendisine yönelik bu haksızlık karşısında etkili tedbirler alma olanağını böylece elde etmiş olduğuna tanık oluyoruz. Hepimiz, o nedenle, önce hava harekâtının başlamasını, arkasından da kara harekâtının başlamasını büyük heyecanla izlemişizdir, büyük umutla izlemişizdir, gelişmesini bütün Türkiye an an yakından izlemiştir. Değerli arkadaşlarım, kara harekâtının noktalanması, bütün dünya için ve Türkiye için bir sürpriz olmuştur. Kara harekâtının, başlamış olan ve başarıyla yürütülmekte olan kara harekâtının en uygun, en başarılı gözüken bir noktaya geldiği sırada aniden durdurulmuş olması kaçınılmaz olarak dünyada ve Türkiye’de bir tartışmayı da beraberinde getirmiştir. Acaba, niçin Türkiye bin bir güçlükle elde edebildiği bir müdahale hakkını en başarılı şekilde kullanmakta iken harekâtın sekizinci gününde bu harekâta son verme kararını almıştır, niçin almıştır bu soru ortadadır değerli arkadaşlarım, vicdanlarda ortadadır bu soru, kafalarda ortadadır bu soru. Bu memleketin bütün vatandaşları, milletini seven, memleketini seven, askerini seven, Silahlı Kuvvetlerini seven bütün vatandaşları….(Alkışlar) … teröre karşı artık yeter diyen bütün vatandaşları, haklı olarak, şimdi “yahu ne oldu birden bire durduk?” diye sormaktadır. Böyle bir tereddüdün ortaya çıkmasını, böyle bir sorunun ortaya atılmış olmasını kimse, Türk milletini vatanseverliğiyle, Silahlı Kuvvetlere yönelik saygısı ve sevgisiyle çelişir olarak yorumlamaya hakkı yoktur. Herkes, bu konu aman kalıcı biçimde çözülüversin artık, çözülecek galiba duygusu içindeyken birden bire bu işin noktalandığını görmüştür. Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakınız kimseyi üzmek istemiyorum, ama bazı gerçekleri de hepimizin tespit etmesi lazımdır. Biz, bu harekâtı yaparken Amerika Birleşik Devletleri ile bir mutabakat içine girdik mi girmedik mi? Çok açık değil mi? Yani bir an önce harekât yapılsın diye Türkiye’de baskı yapılırken en yetkililer o zaman çıkıp da “şu Başbakanın Bush’la görüşmesini bir bekleyelim demediler mi? Çok açık değil mi? Hepimiz bunu beklemedik mi? O görüşmede Başkan Bush, “PKK Türkiye’nin de, Irak’ın da, Amerika’nın da düşmanıdır” dedi mi demedi mi? “Anlık istihbarat paylaşımı yapacağız” dedi mi demedi mi? Biz bunu, bakın özellikle ben, herkes bu sözleri Türkiye’de kuşkuyla karşılarken ben atılarak, aman ne kadar önemli, ne kadar güzel bir taahhüt, bunu değerlendirmeliyiz, bu çok önemli bir açıklamadır diye ortaya atılmadım mı? Ve orada sağlanan mutabakat çerçevesi içinde Amerika Birleşik Devletleri Irak’taki hava sahasını Türkiye’ye açmadı mı? Bizim anlık istihbarata ulaşmamıza onlar en büyük katkıyı yapmadı mı? Böyle bir işbirliğiyle başlamadık mı bu işe? Böyle başladık. Hava harekâtı böyle yürüdü. Bir sürpriz var mı Amerika’ya bunun için? Zamanlamasıyla ilgili bir sürpriz var mı? Sürdürüş biçimiyle ilgili bir sürpriz var mı? Her aşamada sorulduğunda Amerikalı yetkililer “Bilgimiz dâhilindedir, Türkiye’nin terörle mücadele etmek hakkıdır” demedi mi? Peki, kara harekâtına geçerken Amerika’ya hiç bilgi vermeden mi geçtik? Kara harekâtı konusunda Amerika’nın bir bilgisi yok mu? Kara harekâtına başladığımız zaman Amerikalılar “Elbette olacak, sınırlı bir harekât falan” diye bir açıklamalar yapmadılar mı? Yani “bu işe başlarken iç ve dış kimseden en küçük bir işaret almadık” sözünün yaşadığımız olaylar karşısında ne anlama geldiğini irdelememiz lazımdır. Birlikte geldik, böyle geldik buraya. Şimdi, değerli arkadaşlarım, bundan da büyük memnuniyet duyduk, ben büyük memnuniyet duydum ve olay başladı, olay yürüyor. Olay yürürken birden bire değişik bir durumla karşı karşıya kalmaya başladık. Amerikan Savunma Bakanı, taa Avustralya’dan demeç vermeye başladı “Harekât bitmelidir, uzamamalıdır” diye. Oradan Yeni Delhi’ye geçti, Yeni Delhi’den daha harekâtın dördüncü günü, üçüncü, dördüncü günü “Harekât bitmelidir” diye açıklamalar yaptı. Sonra buraya geldi Amerikan Savunma Bakanı. Değerli arkadaşlarım, Amerikan Savunma Bakanı Türkiye’ye niçin geldi? Kaç saat kaldı, ne yaptı? Ne yapmak için geldi? Dört tane görüşme yaptı. Genelkurmay Başkanı ile Milli Savunma Bakanı ile Başbakanla, Cumhurbaşkanı ile görüştü ve gitti. Gelirken “Harekât bitmelidir” dedi. Perşembe günü görüştü, bu görüşmeler Perşembe günü oldu, dört görüşme de Perşembe günü oldu. Değerli arkadaşlarım, harekât Cuma sabahı saat 4’te bitti. Nereden öğrendik, dünya nereden öğrendi harekâtın saat 4’te bittiğini? Zebari, Irak’ın Dış İlişkiler Sorumlusu Zebari ilan etti, “Saat 4’ten itibaren çekiliyorlar” dedi. Peki, Türkiye, evet çekiliyoruz diyebildi mi? Bir televizyon kanalımız çıktı “Türk askeri çekiliyor” dedi, bütün Türkiye şokta. Kimse beklemiyor. Bu haber çıktığı zaman hükümet üyelerine soruyorlar “Söz konusu bile değil, birlik değiştiriliyor” diye bakanlar açıklamalar yapıyor. Herkes reddediyor. Başbakan, Perşembe günü saat 8’de, yani 20’de yayınlanmak üzere televizyon çekimi yapıyor. O televizyon çekiminde “Harekâta kararlılıkla devam etmekte olduğumuzu” ilan ediyor. Değerli arkadaşlarım, bütün bunları kimseyi üzmek için söylemiyorum, bunlar temel gerçekler. “Efendim, biz bunu Cuma sabahı saat 4’te bitirmek üzere zaten planlamıştık.” Ne zaman planlamıştınız? O planlamadan Cumhurbaşkanının haberi var mı? Başbakanın haberi var mı? Başbakan ulusa sesleniş konuşmasını yaparken o gün biteceği bilgisine sahip miydi önceden planlandı ise? Amerikan Savunma Bakanı “Bir an önce çıkın” diye diye geliyor Türkiye’ye. Kimse, Amerikan Büyükelçisine, Amerikan Savunma Bakanına, kardeşim, zaten biz çıkacağız, niye böyle söylüyorsun, neden bu doğru değildir demiyor? Amerikan Savunma Bakanı “Türkler çıkmalıdır” diye demeç verirken, bir dakika, biz zaten çıkacağız, niye bunu böyle söylüyorsun diye niye uyarmıyoruz? Geliyor konuşuyor, gelirken uyarmayı bıraktım, yüz yüze konuşuyor, yüz yüze konuşmada Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, acaba, Amerikan Savunma Bakanına, biz zaten çıkacağız, niçin siz telaş ettiniz? Bu demeçleri niye söylediniz dedi mi? Böyle bir açıklama yapıldı mı Amerikan Savunma Bakanına? Amerikan Savunma Bakanı, ya, büyük yanlışlık yapmışız, ben çıkmayacaklar diye biliyordum, meğer çıkıyorlarmış zaten onlar duygusuyla mı ayrıldı Türkiye’den? Ayrılırken Amerikalı gazeteciler soruyorlar Amerikan Savunma Bakanına: “Mesajınızı verebildiniz mi?” diyorlar. Onun cevabı “Dört defa benim ağzımdan işittiler, almış olmalılar.” oluyor. “Aldılar” diyemiyor. Amerikan Savunma Bakanı, en yakın partnerimiz, işbirliği içinde harekâtı ta başından beri planladığımız Amerikan Savunma Bakanı Perşembe günü görüşmelerini tamamlayıp yurduna dönerken dâhi, Türkiye’nin çıkma kararını Cuma sabahı için aldığından haberdar değil, öyle mi? (Alkışlar) Biz kararı aldık da söylemiyoruz, söylersek, çünkü çekilme sırasında zayiat veririz. Ya, çekilmekte olduğumuzu Zebari söylüyor, Rosh TV söylüyor. Amerikan Savunma Bakanına bunun söylenmesinde bir sakınca mı var? Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakın şu açık gerçektir: Türkiye teröre karşı, PKK terörüne karşı mücadele etme hakkını kabul ettirmiştir ve bu konuda kararlılıkla mücadeleyi başlatmıştır. Dostlarımız da, bize, bu konuda engel olmama, hatta katkı yapma durumunda olmuşlardır, tamam buraya kadar, ama bu iş niye erken bitti? Değerli arkadaşlarım,birileri, Türkiye’nin terörle mücadelesinde PKK’yı Kuzey Irak’tan tasfiye etme konusunda nihai hedefe gitmesini sanki uygun görmediler. Yani Kuzey Irak’ta PKK terörü tümüyle tasfiye edilmesin, tasfiye eder gibi yap, içerdeki baskıya karşı bir tedbir al, Amerika’ya karşı düşmanlığı da böylece yatıştıralım, sen de bir şey yapmış ol ama sakın ha, Kuzey Irak’taki PKK varlığını tümüyle tasfiye etmeye yönelme mi diye düşündü? Bunu sormak hakkımız değil mi? Elimiz kolumuz bu nedenle bağlandı diye kaygı duymak durumunda değil miyiz? Niye bunu yapmış olabilirler, bu dostluğa sığar mı? Değerli arkadaşlarım, günümüz siyasetinde artık duygusallık ve dostluk diye bir şey yok. Türkiye’yi her an köşeye sıkıştırabilecek bir terör faktörünün ortada bulunmasını pek çok ülke aralarında komşu ve dost ülkeler de olabilir, kendi hesapları Türkiye’yi yönlendirebilme ihtiyacı bakımından uygun sayıyor olabilirler. Bu, onların hesabı. Ben onların bu hesabını anlayışla karşılıyorum, onlar elbette böyle yapacaklar, onların hesabı bu. Beni üzen bunların karşısında bizim siyasi hesabımızın olmaması, olmaması. (Alkışlar) Onlar böyle planlamış olabilirler. Ya, Türkiye sıkıştığı zaman ne olacak, istediğimiz zaman yönlendiririz, tutarız, onların başına daima bir kılıcı asılı tutalım, o korku, o kaygı içinde olsunlar, gözlerini bize diksinler diye bir hesap yapmış olabilir, ama benim hesabımda eğer şartlar artık benim doğrudan müdahale etmeme imkân sağlıyor ise –ki sağladı- eğer oraya girmişsem –ki girdim- girdiğim zaman işi bitirmek olmalıdır, bitirmek. (Alkışlar) Benim görevim, benim işim, canım bitirmeyeyim, birazcığı duruversin diyenlere hak vermek değildir. Benim işim, öyle diyenler haklıdır demek değildir ya da onlar, hiç bu işe karışmadılar, biz kendimiz bu işi yaptık, onların bizden bir talebi yok canım diye onları beraat ettirmeye çalışmak değildir. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, herkes, hepimiz işimizi yapacağız. Türkiye’nin işi terörle mücadele konusunda eline geçen fırsatı sonuna kadar kullanmaktır. Ben, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, o güç coğrafyada, bu kış koşullarında, gerçekten en ağır koşullarda başarıyla vermekte olduğu mücadeleyi sadece sekiz gün sürdürebileceğine, onun ötesine taşımaya muktedir olmadığına inanmıyorum. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, tablo bu. Kimse alınmasın, kimse duygusallaşmasın, kimse kızmasın, hepimiz görevimiz yapıyoruz. Bu olayın askeri boyutu vardır, siyasi boyutu vardır. Siyasi boyutunu elbette konuşacağız, elbette. Sen ne hakla konuşuyorsun? Ben, bu Türk Milletinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Ana Muhalefet Partisinin Genel Başkanıyım, milletin vekiliyim ben. (Alkışlar) Silahlı Kuvvetlerimize bu görevi veren bu heyetin bir parçasıyım ben, o tezkerenin altında benim de imzam var, milletin iradesi var orada. (Alkışlar) Değerli arkadaşlarım, bakınız bir an için düşününüz, eğer şu andaki siyasi yaklaşım 1974 yılında Türkiye’ye egemen olsaydı Kıbrıs Harekâtı yapılabilir miydi? Yani 1974 yılında Kıbrıs Harekâtı yapılırken bir an için tasavvur edin, ne Amerikası ne Rusyası, Yunan ordusu Kıbrıs’ta, EOKA Kıbrıs’ta, terör orada, Temmuzun en sıcak Kıbrıs günlerinde, hiçbir deneyimi, hazırlığı olmayan Silahlı Kuvvetler denizaşırı bir operasyonu, askeri harekâtı, havasıyla deniziyle hiçbir hazırlığı yapılmadan önceden, şartlar gerektiriyor diye birden bire o zamanki Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin kararı doğrultusunda derhal uygulamaya koyuyorlar. (Alkışlar) Ve o uygulamaya karşı her türlü tepki çıkıyor, süper güçlerden çıkıyor, Birleşmiş Milletlerden çıkıyor, Birleşmiş Milletler neredeyse devreye giriyor, böyle bir ortamın içindeyiz, ne oldu? Eğer bugünkü siyaset anlayışı o gün olsaydı, bilmenizi isterim, ya harekâta hiç geçilmezdi ya da harekâta geçilip oraya paraşütlü birlikleri indirilmiş olsaydı kumsalın kenarında onlar her an püskürtülecek bir zafiyet içinde orada kalırlardı. İkinci Kıbrıs harekâtı yapılabilir miydi? Nasıl yapıldı? Siyasi iradeyle. Değerli arkadaşlarım, uluslararası ilişkilerde elbette askeri güç, ekonomik güç hepsi çok önemli, ama siyasi zihniyet, siyasi anlayış en az onlar kadar önemlidir ve bizim üzüntüyle söylememiz lazımdır, bu tablo içinde görmediğimiz olay budur. Bakın karşımızda Amerikan Başkanı Bush konuşuyor, Amerikan Savunma Bakanı konuşuyor, Amerikan Dışişleri Bakanı konuşuyor, Türkiye’de Dışişleri Bakanını ara ki bulasın. Milli Savunma Bakanı ortalıkta yok, Başbakan sutre gerisinde, Genelkurmay Başkanı çıkmış, o olayı anlatmaya çalışıyor, bizimkiler ne zaman çıkıyorlar? Her şey bittikten sonra CHP ile polemik yapmak üzere çıkıyorlar. (Alkışlar) Zamanında çıkıp sen Türkiye’ye baskı yapanlar karşısında tavrını takınsaydın ya, onun gereklerini hazırlasaydın ya. Değerli arkadaşlarım, manzara açıktır, manzara nettir, bunu hepimiz çok yakından izledik, gördük. Bakınız Amerikan Savunma Bakanı Cumhurbaşkanı ile özel görüşme yaptı Perşembe günü. Başbakanla özel görüşme yaptı, Genelkurmay Başkanı ile de yaptı, ama Genelkurmay Başkanı çıktı dedi ki, “Kısa süre bir yıl da olabilir” dedi. Yani belli, reddetmiş. Öbürleri ne söyledi, bilmiyoruz. Perşembe günü ayrı ayrı konuştular, ondan sonra Türkiye’de Perşembe günü öğleden sonra asker-sivil yetkililer bir araya geldi ve Cuma sabahı saat 4’te geri çekilmeye başladığımızı Zebari bize duyurdu. Değerli arkadaşlarım, Türkiye güç günlerden geçiyor, ama bizim bu işleri kendi aramızda konuşarak, tartışarak gerçekleri doğru görerek, gerçekler karşısında ulusal yararlarımızı doğru saptayarak, onlara yönelik doğru çalışmalar yaparak ülkemizi hak ettiği yere taşıyacağımızdan hiç kuşkumuz yoktur. Güç bir dönemden geçiyoruz, ama bu güçlükleri en iyi şekilde göğüsleyebileceğimize inanıyorum. Bu gelinen noktada hepimiz, bu terör belası tekrar ülkemizi taciz etmesin diye bunları ifade ediyoruz. Elbette taciz edecek olursa gerekeni yine elbirliğiyle yapacağız, hiç kuşku yoktur, o konuda da yine tam bir güven içinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum ama gereksiz yere artık bu acıları yaşamak istemiyoruz ve dünyaya haklılığımızı nihai bir biçimde anlatabilmeyi umut ediyoruz. Değerli arkadaşlarım, konuşmamın sonunda bir değerli Cumhuriyet Halk Partilinin kaybı dolayısıyla üzüntülerimi de sizlerle paylaşmak istiyorum. İzmir’de uzun süre, sekiz yıl, yedi küsur yıl belediye başkanlığı yapmış çok değerli bir Cumhuriyet Halk Partili İhsan Alyanak dün vefat etti. Yarın onun cenazesi kalkacak, hep beraber orada olacağız. Allah rahmet eylesin. Gerçekten dürüst belediyecilik kuşağının seçkin bir örneği idi. Ahlaklı, dürüst, halkçı, içtenlikli, ne düşünüyorsa ortaya koyan ve halkı için, İzmir için her türlü fedakârlığı sevinçle gerçekleştiren değerli bir belediye başkanımızdı. Onu kaybettik, Allah rahmet eylesin. Bütün Cumhuriyet Halk Partililere bu vesileyle başsağlığı diliyorum. Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. |