Genel Sekreter Sav'dan Kadın Kollarına Yazdır E-posta
-» -Genel Sekreter Sav’dan Kadın Kollarına Övgü, Örgüte Moral...
-“Kadın kollarımız gösterdiği duyarlığı duraksamadan, ara vermeden sürdürürse hiç kuşku duymuyorum Çankaya’yı Yenimahalle’yi, Mamak’ı, Altındağ’ı, Keçiören’i, Etimesgut’u, Gölbaşı’nı ve hatta Sincan’ı alır, yıllardır Ankara’da çöreklenmiş olan Melih Gökçek’i de Büyükşehir’in başından atar. Buna inanıyorum”

-“8 Mart toplumu aydınlatan, dünyayı aydınlatan yangınlardan biridir. Nasıl ki, demokratik, laik cumhuriyet uğruna Madımak’ta yananlar Türkiye’yi aydınlatmışsa dünyayı da o kadınlar öyle aydınlatmıştır”

-“Laiklik benim Başbakana söylediğim gibi, bazılarının aklına ve beynine sığmayacak kadar geniştir. Din ve devlet ayrılığıdır gibi kestirme yoldan laikliği tarif edemezsiniz. Laiklik, bir Anayasa Mahkemesi kararında da çok güzel belirtildiği gibi, ortaçağ dogmalarından, ortaçağ saplantılarından kurtulup, aklın öncülüğü, bilimin ışığında demokrasi ve özgürlük ortamının gelişmesi sayesinde uluslaşmanın, ulusal egemenliğin, bağımsızlığın, insan haklarının temel harcıdır. Laiklik bir çağdaşlaşma ideolojisidir, bir Kemalist ilkedir”

-“Biz dinlenmemek üzere yola koyulduk. Ama kimi aydınlarımız, kimi kendisini aydın zannedenler, kimi medyanın ünlü köşe yazarları Atatürkçülük yolunda çoktan yoruldular, çoktan sınıfta çaktılar. Suskunluklarını cumhuriyetin temel nitelikleri sarsılırken bozmayanlar, bozamayanlar cumhuriyetin yozlaşmasının taşlarını döşediler. Belediyelerde evlilik rehberi, aile ilmihali gibi varakpareler dağıtılırken, o varakparelerde erkek 12 yaşında, kız 9 yaşında evlenebilir. Bir erkek 3 kadın alabilir. Kadının soylusunu, dini olanını, güzelini ve parası olanını tercih ediniz gibi saçma sapan şeyler yazılırken Türkiye’deki bazı aydınlarımız ve bazı köşe yazarlarımız susuyorlar” 10-03-2008

-» -Genel Sekreter Sav’dan Kadın Kollarına Övgü, Örgüte Moral 10-03-2008
-“Kadın kollarımız gösterdiği duyarlığı duraksamadan, ara vermeden sürdürürse hiç kuşku duymuyorum Çankaya’yı Yenimahalle’yi, Mamak’ı, Altındağ’ı, Keçiören’i, Etimesgut’u, Gölbaşı’nı ve hatta Sincan’ı alır, yıllardır Ankara’da çöreklenmiş olan Melih Gökçek’i de Büyükşehir’in başından atar. Buna inanıyorum”

-“8 Mart toplumu aydınlatan, dünyayı aydınlatan yangınlardan biridir. Nasıl ki, demokratik, laik cumhuriyet uğruna Madımak’ta yananlar Türkiye’yi aydınlatmışsa dünyayı da o kadınlar öyle aydınlatmıştır”

-“Laiklik benim Başbakana söylediğim gibi, bazılarının aklına ve beynine sığmayacak kadar geniştir. Din ve devlet ayrılığıdır gibi kestirme yoldan laikliği tarif edemezsiniz. Laiklik, bir Anayasa Mahkemesi kararında da çok güzel belirtildiği gibi, ortaçağ dogmalarından, ortaçağ saplantılarından kurtulup, aklın öncülüğü, bilimin ışığında demokrasi ve özgürlük ortamının gelişmesi sayesinde uluslaşmanın, ulusal egemenliğin, bağımsızlığın, insan haklarının temel harcıdır. Laiklik bir çağdaşlaşma ideolojisidir, bir Kemalist ilkedir”

-“Biz dinlenmemek üzere yola koyulduk. Ama kimi aydınlarımız, kimi kendisini aydın zannedenler, kimi medyanın ünlü köşe yazarları Atatürkçülük yolunda çoktan yoruldular, çoktan sınıfta çaktılar. Suskunluklarını cumhuriyetin temel nitelikleri sarsılırken bozmayanlar, bozamayanlar cumhuriyetin yozlaşmasının taşlarını döşediler. Belediyelerde evlilik rehberi, aile ilmihali gibi varakpareler dağıtılırken, o varakparelerde erkek 12 yaşında, kız 9 yaşında evlenebilir. Bir erkek 3 kadın alabilir. Kadının soylusunu, dini olanını, güzelini ve parası olanını tercih ediniz gibi saçma sapan şeyler yazılırken Türkiye’deki bazı aydınlarımız ve bazı köşe yazarlarımız susuyorlar”

İletişim Koordinatörlüğü (Ankara) – Genel Sekreter Önder Sav kadınlar günü etkinlikleri çerçevesinde Ankara İl Kadın Kolu Başkanlığının düzenlediği toplantıda kadın kollarını övdü, CHP örgütüne moral verdi.

“Kadın kollarımız gösterdiği duyarlığı duraksamadan, ara vermeden sürdürürse hiç kuşku duymuyorum Çankaya’yı Yenimahalle’yi, Mamak’ı, Altındağ’ı, Keçiören’i, Etimesgut’u, Gölbaşı’nı ve hatta Sincan’ı alır, yıllardır Ankara’da çöreklenmiş olan Melih Gökçek’i de Büyükşehir’in başından atar. Buna inanıyorum” diyen CHP genel Sekreteri Sav’ın konuşması şöyle ;

“Cumhuriyet Halk Partisinin her kademesinde görevli olan değerli yöneticilerimizi, milletvekillerimizi toplumun, ülkenin, demokrasinin sorunlarını, demokratik, laik cumhuriyetin, Atatürk ilke ve devrimlerinin korunmasında önemli görevler üstlenen duyarlı, titiz, çalışmalarında özverili, ödünsüz Atatürkçü hanım arkadaşlarımı ve aynı duyarlılığı gösteren erkek arkadaşlarımı en içten duygularımla sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle böyle bir güzel bir buluşmayı gerçekleştirdiği için Ankara İl Kadın Kolu Başkanı Sayın Nebihe Mani ve İl Kadın Kolu yöneticilerimize, onlara yardımını esirgemeyen ana kademe İl Başkanımız Sayın Yaşar Çatak ve yöneticilerine ve çalışmalara katkı veren değerli üyemize teşekkür ediyorum.

Bu güzide kalabalık, güzide topluluk Sayın İl Başkanımızın da değindiği gibi, eğer bugün gösterdiği duyarlığı duraksamadan, ara vermeden sürdürürse hiç kuşku duymuyorum Çankaya’yI Yenimahalle’yi, Mamak’ı, Altındağ’ı, Keçiören’i, Etimesgut’u, Gölbaşı’nı ve hatta Sincan’ı ekleyerek yıllardır burada çöreklenmiş olan Melih Gökçek’i de Büyükşehir’in başından atacağınıza  inanıyorum.

Bu tür toplantılarda değerli hanım arkadaşlarıma özellikle söylemek istediğim benim gibi Cumhuriyet Halk Partisinde uzun siyasal yaşamının 50 yılını geride bırakmış bir siyasetçinin, uzun süreli siyasette kalmasında ve başarısında hanım arkadaşlarımın en büyük katkısı olduğudur.

Şimdi aranızda gördüğüm pek çok hanım arkadaşım var. Hemen hemen 40 yıla yakın süredir benimle birlikte Ankara’da siyaset yaptılar ve yapmaya da devam ediyoruz. Kimi parti içi siyasi farklılaşmalarda benim yüzümden sıkıntı çektiler. Fatura ödediler, bedel ödediler. Ama Cumhuriyet Halk Partisi çizgisinden asla sapmadan dimdik durdular.

Bir bedel ödeyen başka bir hanımdan da bahsetmek istiyorum. Eşim Çiğdem aranızda oturuyor. Benim gibi zor bir siyasetçiye 37 yıldır katlanan bir kadın. Kızımda aranızda. O da genç yaşında zor bir siyasetçinin kızı olmanın bedelini ödüyor. Kimi sıkıntılarla yüz yüze kalıyorlar. Ama sıkıntıları çekmeden, eziyeti çekmeden, riski omuzlamadan toplumda ve siyasette başarı elde edilemez.

Sevgili Kadın Kolu Başkanımız ve değerli ana kademe il başkanımız bugünün önemine değindiler. Gerçektende 8 Mart 151 yıl önce New York’ta ücretlerinin düşük olmasından, günde 12 saat çalıştırılmaktan yola çıkarak işverene karşı direnç koyan, daha sonraları yaptıkları grevde bir atölyede yanarak bedel ödeyen Amerikalı emekçi kadınların acılı ve hüzün verici sonlarını bir kez daha burada anıyoruz.

Bazen bu tür yangınlar toplumu aydınlatır. 8 Mart toplumu aydınlatan, dünyayı aydınlatan yangınlardan biridir. Nasıl ki, demokratik, laik cumhuriyet uğruna Madımak’ta yananlar Türkiye’yi aydınlatmışsa dünyayı da o kadınlar öyle aydınlatmıştır.

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Mart ayına rastlayan önemli günlerden biri. Ülkemizde Mart ayı çok önemli olayların yaşandığı ve geliştiği aylardandır. Hatırlarsınız 1 Mart tezkeresi 5 yıl önce yine Mart ayında dayatılmak istendi Türkiye’ye. Ama Cumhuriyet Halk Partisinin azimli ve kararlı direnişiyle bugün doğu ve güneydoğuda hala gitmemiş, konuşlanmış olacak Amerikan askerleri Türkiye’ye ayak basamaz hale geldi. Türkiye’deki en önemli devrim yasaları yine Mart ayında çıktı. Geride bıraktığımız 3-4 gün önce yıldönümlerini kutladığımız 3 önemli devrim yasası 3 Mart 1924’te gerçekleşti. Şeriye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılması Erkani Harbiyeyi Umumiye Vekaletinin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Kanunu, Öğretim yeniliği yasası, saltanatın ve hilafetin kaldırılmasına ilişkin yasa, 3 yasa Mart ayında Türkiye’ye hediye edildi. Bu ve benzeri yasalar arkasından yıldırım hızıyla geldi. Şapka Devrimi, Tekke ve Zaviyelerin Kaldırılması. Kadına seçme ve seçilme hakkının tanınması. Bazı kisvelerin giyilemeyeceğine dair kanun, Türk Ceza Kanunu, Türk Medeni Kanunu hep o dönemde arka arkaya çıkartılan kanunlardır. Bu kanunlar öyle Atatürk’ün kafasına akşam yatıp sabah ilham biçiminde gelen kanunlar değildir. Bir altyapısı vardır, bir düşünce temeli vardır. Atatürk daha 1919’da Türkiye’yi kurtarmak için çıktığı uzun yolculuğun başında bunları hep kafasında olgunlaştıra, olgunlaştıra gelmiştir. Erzurum kongresinde 7 Temmuz’u 8 Temmuz’a bağlayan gece sabaha karşı Süreyya Yiğit ve Mazhar Müfit Kansu’yla birlikte otururken gizlice kendisinin günlüğünü tutmakta olduğu bilgiyi Mazhar Müfit Kansu’yu çağırır, hatıra defteri yanında mı diye sorar? Şaşırır Mazhar Müfit Kansu, evet paşam der. Git getir der. Mazhar Müfit Kansu sarı defteriyle Ata’nın huzuruna gelir. Yaz bakalım der.

Bir; zaferden sonra devletin şekli cumhuriyet olacaktır. Daha henüz zaferin ucu görünmemiş. O kadar kararlı, inançlı bir devrimci Mustafa Kemal.

İki; saltanat ve hilafet hakkında zamanı gelince işlem yapılacaktır. Zamanı 3 Mart 1924’te 5 yıl sonra geldi.

Üç; tesettür kalkacaktır.

Dört; fes yerine şapka giyilecektir. Mazhar Müfit Kansu daha fazla heyecana dayanamaz elinden kalemi düşürür. Durakladığını görünce Mustafa Kemal niye durdun diye sorar. Darılma ama paşam seninde hayalperest yönlerin var der Mazhar Müfit Kansu. Yani Mustafa Kemal’in hayalci olduğunu söyler. Sen yaz bunu zaman gösterecektir der ve beş; Latin harfleri kabul edilecektir diye ekler.

Mustafa Kemal böyle bir devrimciydi. Nitekim Kurtuluş Savaşından, 30 Ağustos’tan sonra o Türklerin şanlı direnişine boyun eğen İngiltere’nin Başbakanı Lord George istifa zorunda kalırken şu önemli sözleri söyler. “Tarih, asırlar ender devrimci yetiştirir. Asrımızın devrimcisi Türkiye’den çıktı ve ne yazık ki bizim karşımıza dikildi. Mustafa Kemal’in dehasıyla başa çıkmak mümkün değildir” der. Böyle bir deha Türkiye’yi 1919’lardan ölümüne kadar taşıdı. Bayrağı başkaları aldı. Bayrağı bize devrettiler.

Şimdi eserlerinden birincisi cumhuriyet kemirilmeye, altı oyulmaya, kazanım ve birikimleri yozlaştırılmaya çalışılıyor. Ama ikinci büyük eseri dimdik ayakta. Cumhuriyet Halk Partisi cumhuriyetin koruyucusu olarak dimdik ayakta. Onun içindir ki, Cumhuriyet Halk Partisiyle uğraşılıyor. Onun içindir ki, Cumhuriyet Halk Partisinin önü kesilmeye çalışılıyor. Son 3 – 4 aydır yaşadığımız olaylar Cumhuriyet Halk Partisine karşı bir oluşum tezgahlandığının kanıtıdır.

8 Mart Dünya Kadınlar Gününü dünyadaki kadınların hak ve hukukunu konuşurken ülkemizdeki kadınların haklarını da konuşmak durumundayız. O hakları konuşurken o hakların öncüsü onları topluma armağan eden Yüce Atatürk’ü de saygıyla anmak durumundayız.

Ne diyor Mustafa Kemal? “Bir toplum, bir millet kadın ve erkek denen iki cinsten oluşur. Mümkün müdür ki, kitlenin bir kısmını ilerleterek, diğerini yerinde bırakıp ilerlemek, kabil midir ki, toplumun bir kısmını toprağa zincirlere bağlayarak, diğer kısmının göğe yükselmesini sağlamak. İki ayrı cinsten birisini çağın koşullarına uygun hale taşıyıp diğerini olduğu yerde bırakırsanız konuyu zayıflatırsınız” diyor. Ve kadın erkek eşitliğinin temellerini atıyor bu sözleriyle. Mustafa Kemal getirdiği yeniliklerle, devrimlerle Türk kadınına emsallerine, batıdaki emsallerinden çok önce kimi hakları getirmiştir.

Demin il başkanımızın değindiği gibi kadının tek evlilik yapmasını, erkeğin tek evlilik yapmasını, kocası boş ol dediği zaman boş olamayacağını, bağımsız Türk yargıcı önünde boşanma davasıyla sorunun çözümlenebileceğini ve en önemlisi resmi memur önünde nikah kıyılmasını, çocukları üzerinde kadın ve erkeğin eşit yönetim hakkına sahip olduğunu, mirasta kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğunu ve kadınların devlet dairelerinde çalışabilme olanağını sağlamış ve şeriat hukukunu kaldırarak medeni kanunu getirmiştir.

Eğer şeriat hukuku geçerli olsaydı bugün hala kadınlarımız için yarım insan, yaratık, en iyisi alaca kargaya, en yararlısı koyuna denktir sözcükleriyle bu kadınlarımız muhatap olacaktı. Hatta kadın kocasının iznini almadan cennete giremez. Erkek kendisine itaat etmeyen kadını dövme hakkına sahiptir gibi kurallarla yüz yüze olacaktı kadınlarımız. Geldiğimiz çağın Yüce Atatürk’ün bizi getirdiği çağ bunları engelleyip ötelemiştir. Ancak daha işimizin bitmediği anlaşılıyor. Yüce Atatürk’ün uzun yolculuğundaki duraklarda bazı aksamaların olduğu görülüyor. O aksamaların başında tartışmasını yapa geldiğimiz tüm toplumun dikkatle izlediği türban tartışması var. Gencecik kızlarımızın üniversiteye türbanlı olarak girmesi Anayasa Mahkemesinin bağlayıcı kararıyla yasaklanmıştır. Ama şimdiki siyasal iktidar ve onun yol arkadaşı bir muhalefet partisi türbanla üniversitelere girmenin yolunu açmak için Anayasa değişikliği gerçekleştiriyorlar. Biz konu Anayasa Mahkemesine intikal ettiği için o hususta yorum yapmak istemiyoruz. Ama bir şeyin altını dikkatlice çizmek durumundayız. Toplumda geleneksel olarak asırlardır analarımızın, nenelerimizin kullandığı mütevazı başörtüsüyle türban hiçbir şekilde benzeşmez. Ne diyor Başbakan? “Velev ki türban siyasal simge olsun ne fark eder”. İşte esas burada yatıyor sakatlık. Yani siyasal simge olarak türbanı ben getiriyorum demek istiyorlar. Eğer siz üniversitelerde türbanı siyasal simge olarak getirirseniz o üniversitelerin bilimsel özelliği kalmaz, özgürlüğü kalmaz. Üniversitelerde inanç ayrışması, inanç çatışması, inanç kamplaşması yaşanır. Korkarız ki o üniversitelerde kalmaz toplumun diğer kesimlerine de yayılır. Toplum kamplaşmaya başlar. Biz bu nedenle türbanın öneminin altını çiziyoruz ve türbanın anayasanın değiştirilemez ilkesi olan laiklik ilkesini hırpaladığını, zedelediğini, yok etmeye kalktığını söylüyoruz.

Laiklik öyle benim Başbakana söylediğim gibi, bazılarının aklına ve beynine sığmayacak kadar geniştir. Din ve devlet ayrılığıdır gibi kestirme yoldan laikliği tarif edemezsiniz. Laiklik, bir Anayasa Mahkemesi kararında da çok güzel belirtildiği gibi, ortaçağ dogmalarından, ortaçağ saplantılarından kurtulup, aklın öncülüğü, bilimin ışığında demokrasi ve özgürlük ortamının gelişmesi sayesinde uluslaşmanın, ulusal egemenliğin, bağımsızlığın, insan haklarının temel harcıdır. Laiklik bir çağdaşlaşma ideolojisidir, bir Kemalist ilkedir. Atatürk’ün üzerinde en çok durduğu bir Kemalist ilkedir. Laiklikten kimse bizden ödün istemeye kalkmasın. Cumhuriyet Halk Partisi o tür ödünler karşısında en sade üyesinden Genel Başkanına kadar sonuna kadar kararlı ve inançlı kavgasını sürdürecektir.

Ben Merkez Yönetim Kurulunun bana verdiği yetkiye dayanarak yaptığım açıklamadan sonra Başbakan bana dava açtı. Yüklü miktarda bir tazminat davası. Dava safa geldi, hoş geldi. Biz o davaların altından kalkarız. Ama Recep Tayyip Erdoğan acaba kendisi hakkındaki suçlamaların altından kalkabilecek mi? 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle kendi ülkemizdeki kadınların sorununa değinirken Atatürk’ün bize çizdiği hedeflerden sapmamaya da özen göstermek durumundayız. Bizler Cumhuriyet Halk Partililer, altıoka yürekten bağlı, bağımsızlıkçı, antiemperyalist, dayatmalara boyun eğmeyen cumhuriyetçileriz, Atatürkçüleriz.

Altıok öyle kimilerinin sandığı gibi bir ikisi savrulup kenara bırakılmayacak kadar önemlidir. Eğer Cumhuriyet Halk Partisi 1920-23’lerde gerçekleştirilen devrimlerle yetinir, çağdaşlaşma yürüyüşünü bir kenara bırakırsa Kemalist bir parti olamaz. Eğer altıoktan birini, ikisini atarsa o partinin adı Cumhuriyet Halk Partisi olamaz. Altıokun bir ikisini atalım, Kemalizmi gevşetelim, yozlaştıralım diyenlerinde Cumhuriyet Halk Partisinde yeri olamaz. Çünkü Kemalizm 1920’lerde gerçekleştirilebilen, o günlerin güç koşullarında gerçekleştirilebilen devrimlerin tamamı değildir. Çağdaşlaşma ideolojisini, çağı yakalamayı, çağı aşmayı hedeflediğimiz için durağan değildir. Demokratik, toplumcu, katılımcı özü içeren, sürekli devrimciliğe dayanan bir çağdaşlaşma ilkesidir Kemalizm. Ne diyor Mustafa Kemal o güzel devrim tarifinde? “Devrim güneş kadar parlak, güneş kadar sıcak ve güneş kadar bize uzaktır. Ben yönümü hep o güneşe bakarak tayin ederim. Sıcaklığı ve parlaklığı beni yakıncaya kadar yürürüm. Sonra dururum, sonra tekrar ilerlemek üzere yola koyuluyorum”. İşte ölümsüz yapan Mustafa Kemal’i, ölümsüz yapan bu sürekli devrim anlayışıdır. Bizlerde hepimiz Mustafa Kemal gibi o sürekli devrim ateşinde yanmaya hazırız. Tıpkı bu salona bir kez daha almak ve isimlerini sevgiyle anmak istediğim sevgili Muammer Aksoy gibi, sevgili Bahriye Üçok gibi, sevgili Uğur Mumcu gibi, sevgili Ahmet Taner Kışlalı gibi hepimiz o devrimin ateşiyle yanmaya hazırız.

Cumhuriyet Halk Partisinin bu anlayışı, bu duraksamadan yürüyüşü sürecektir. Asla durmak, duraksamak yoktur. Ne diyor Mustafa Kemal? “Yeni Türkiye’nin genç evlatları yorulsanız da beni izleyeceksiniz. Dinlenmemek üzere yola koyulanlar asla yorulmazlar” diyor. Biz dinlenmemek üzere yola koyulduk. Ama kimi aydınlarımız, kimi kendisini aydın zannedenler, kimi medyanın ünlü köşe yazarları Atatürkçülük yolunda çoktan yoruldular, çoktan sınıfta çaktılar. Suskunluklarını cumhuriyetin temel nitelikleri sarsılırken bozmayanlar, bozamayanlar cumhuriyetin yozlaşmasının taşlarını döşediler. Belediyelerde evlilik rehberi, aile ilmihali gibi varakpareler dağıtılırken, o varakparelerde erkek 12 yaşında, kız 9 yaşında evlenebilir. Bir erkek 3 kadın alabilir. Kadının soylusunu, dini olanını, güzelini ve parası olanını tercih ediniz gibi saçma sapan şeyler yazılırken Türkiye’deki aydınlarımız ve köşe yazarlarımız susuyorlar.

Yalova’da bir din dersi öğretmeni körpecik, ilkokul çağındaki yavrularımızı uygulamalı din dersi yapacağım diye camiye taşırken aydınlarımız gene susuyordu. Çorlu’da bir 23 Nisan günü genç kızlarımız peçeli, uzun çarşaflı, genç erkeklerimiz, delikanlılar sakallı, fesli, uzun cüppeleriyle caddelerde yürütülürken aydınlarımız gene susuyordu. Hızla çoğalan tarikat yurtları, kuran kursları, o tarikat yurtlarında para verilerek başları örtülmeye zorlanan kızlarımız verilirken aydınlarımız ve kimi yazarlarımız gene susuyordu. Devletin en yüksek makamında oturan bir zat, cumhuriyetin temel niteliklerinden olan cumhuriyetçilik, milliyetçilik ve laiklik ilkelerinin yerlerini daha ademi merkeziyetçi, daha katılımcı, daha Müslüman ilkelere bırakması gerektiğini yazıp çizerken aydınlarımız gene susuyordu. O suskunlukları sonucu, bunu yazan söyleyen Başbakanlık müsteşarı bugün maalesef dokunulmazlık zırhına kavuşturulmuştur. TBMM’de milletvekilliğine kadar taşınmıştır. Bazı aydınlarımız eğer bunları ihmalden, ne yaptığını bilmeden yazıp söylüyorlarsa Atatürk’ün deyimiyle onlar gaflet içindedirler. Yok hayır bir sapkınlıkla doğru bildiği yoldan ayrılarak yazıp çiziyorlarsa onlar dalalet içindedirler. Cumhuriyetin altını oymak, Atatürk ilke ve devrimlerini yozlaştırmak için bilinçli bir şekilde yapıyorlarsa yine Atatürk’ün deyimiyle tam ihanet içindedirler, tam haindirler.

Bu tür aydınları sindirebilirler, susturabilirler, yıldırabilirler. Ama aydınlanma meşalesini 19 Mayıs’tan günümüze, kuşaktan kuşağa taşımış olan bizleri, siz Atatürkçü kadınları, gençleri, Cumhuriyet Halk Partisini asla susturamazlar, asla yıldıramazlar. Ellerini yolsuzluğa, sahtekarlığa bulamış, resmi evrakta sahtekarlık yapan, kamu taşıma biletlerinde kalpazanlık yapan, zimmetine para geçiren, cürüm işlemek için teşekkül oluşturan, dini siyasete alet eden din tacirlerinden bizim asla korkumuz yoktur. Onlar bizim ayağımızdaki toz olamazlar.

Bu kararlılıkla dünya kadınlarının elde ettikleri hakları, Türk kadınlarının elde ettikleri hakları söylemek yetmez. Mücadele kararlılığı içinde olmak gerekir. Görev ancak o zaman gerçekleştirilir. Evimizde oturarak beni sokmayan yılan bin yaşasın deyip elini taşın altına sokmadan Atatürk’ün devrimleri korunamaz. Durmak, duraksamak olmadan üzerimize düşen görevi yapacağız. Görevin en büyüğü Atatürk’ün en önemli mirasını elinde tutan kadınlarımıza düşüyor. Kadınlarımız önümüzdeki süreçte geride bıraktığımız dönemlerdeki kayıplarımızı görerek daha fazla kayıplara uğramamak için ellerinden gelen her şeyi yapmak durumundadırlar. Bizde erkekler, gençler kadınlarımızla el ele, yürek yüreğe, omuz omuza olacağız. Tıpkı sevgili Uğur Mumcu’nun dediği gibi o yenilmez tek güç halkımızla, tek bir yumruk, tek bir yürek gibi üzerlerine gideceğiz.

Bu mücadelede ustalarımız var. Dolmabahçe penceresinden düşman zırhlılarına bakarak, yumruklarını sıkıp geldikleri gibi gidecektir diyen Mustafa Kemal’in kararlılığıyla bu başımıza musallat olanları geldikleri yere kadar takip edip geri göndereceğiz. Ve kadılar, müftüler fetva yazarsa, işte kement işte boynum asarsa, işte hançer işte kellem keserse, dönen dönsün ben dönmezem yolumdan diyen Banazlı Koca Haydar gibi yolumuzdan dönmeyeceğiz.

Bu kararlılık duygularıyla gününüzü kutluyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Yolunuz açık olsun diyorum, hoşçakalın değerli hanım arkadaşlarım.

 

 
Anasayfa arrow Parti arrow Genel Sekreter Sav'dan Kadın Kollarına