IV- ULUSAL GÜVENLİK VE DIŞ İLİŞKİLER Yazdır E-posta
IV- ULUSAL GÜVENLİK VE DIŞ İLİŞKİLER

IV- ULUSAL GÜVENLİK VE DIŞ İLİŞKİLER

4.1- ULUSAL GÜVENLİK

a) Siyasal Şiddet-Terör

Terör ülkemizin ve demokrasimizin en önemli sorunlarından biri haline gelmiştir. İktidar iddiasında olan siyasal partiler özellikle bu konuda bilgili, birikimli ve hazırlıklı olmak zorundadırlar.

Bilgisiz, birikimsiz ve çözüm üretme konusuna yetersiz siyasal iktidarlar aynı yanlışları sürdürerek terörü azdırmışlardır.

Terörün olağan dışı yönetim ve hukuk rejimleriyle önlenemeyeceği, yaşanan olaylarla kanıtlanmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi terörü olağan dışı yöntemlere sığınmadan, sivil yönetim çerçevesinde önleyecektir. Bu amaçla;

-Terörü önlemeye yönelik nitelikli "ulusal bir politika ve program" oluşturulacaktır. Çözümü sadece güvenlik etkinliklerinden beklemek kolaycılığı terk edilmelidir. Terörü gerçekten önleyebilmek için toplumun sivil-resmî tüm kurumları ile görev alması ve katkıda bulunması inancı yaygınlaşacaktır. Demokrasinin ve toplumsal barışın topyekûn direnç, dayanışma ve sahiplenme ile korunabileceği bilinci bu programın özünü oluşturacaktır.

-Siyaset şiddet ve terörü sürekli izlemek, incelemek bilgi ve haber toplayıp değerlendirmek, başka ülkelerdeki kazanımlarından da yararlanarak uzun dönemli senaryolara göre seçenekli önlemler üretmek, önermek ve uygun teknolojiyi sağlamakla görevli "İç Güvenlik Araştırma Enstitüsü" birimi oluşturulacaktır.

-Gelişmiş, yeterli, çağdaş ve yaygın bir haber alma ve değerlendirme ünitesi kurulacak; demokrasi anlayışına uygun çerçevede etkin işlerliğe kavuşturulacak; bu konudaki eksiklik ve yanlışlıklar giderilecektir.

-CHP yönetiminde, devletin istihbarat örgütü sivilleşecektir.

-Terör olaylarının, terör örgütlerinin ve siyasal şiddet eylemcilerinin üzerine gitmek amacıyla özel sivil bir iç güvenlik gücü yapılandırılacaktır. Uzman ve profesyonel elemanlardan oluşacak özel eğitimli bu güvenlik gücü, şiddet örgütlerini tanıyan, sürekli izleyen, teknik ve taktiklerini bilen, eylem aşamasına gelmeden önlemeye yeterli olanak, yetenek ve teknolojiyle donatılarak tüm duyarlı bölge ve şehirleri kontrol edecek seviyede ve yerlerde konuşlandırılarak görevlendirilecektir. Bu gücün elemanları, ayrıca, halkla ilişkiler, demokratik, temel hak ve özgürlükler gibi konularda da en üst düzeyde bilgilerle donatılacak ve bu doğrultuda davranış alışkanlıkları edinmeleri sağlanacaktır.

-Siyasal şiddet örgütleriyle sıcak temasta, kesinlikle ve sadece bu özel güç görevlendirilecektir.

-Savaş teknikleriyle eğitilmiş düzenli ordu birlikleri sınır güvenliğinde görev alacaklardır.

-Koruculuk uygulamasına son verilecek; yeni düzen geçiş sürecinde korucular geçici üretken istihdam olanaklarından yararlandırılacaktır.

-Şiddet eylemlerinde yaşam hakkına özen gösterilen nokta uygulamaları esas alınacaktır. Halkı esirgemenin bir yolu da budur. Özel iç güvenlik gücünün terör eylemcisine onu bir süre için etkisizleştiren ve yargılanmasını da sağlayan araçlarla yaklaşması sağlanacak, bu anlayışla eğitileceklerdir.

-Ülkemizdeki her türlü terörün dış destek kaynaklarına duyarlılık, dış ilişkilerimizi yöneltici temel kriterlerden biri olarak değerlendirilecektir.

-Yeni iç güvenlik örgütü "İç Güvenlik Müsteşarlığı" bünyesinde yapılandırılacaktır. Yukarıda özellikleri belirtilen birim ve kuruluşlar, anılan Müsteşarlığın örgüt şeması içinde yer alacaktır.

Bu önlemlerin yanı sıra, CHP iktidarı, yönetimi yeniden yapılandırılarak, barış ve hoşgörü içinde ulusal bütünlüğü pekiştirerek, demokrasimize çağdaş boyutlarıyla işlerlik kazandırarak terörün kaynaklandığı tüm olumsuzlukları kurutarak terörü toplumsal gündemimizden çıkaracaktır.

b) İç Güvenlik

İç güvenlik gereksinmesi, devletin oluş nedenlerinin başlıcalarındandır. Ancak, mevcut "iç güvenlik" anlayışı günümüz toplumunun beklentilerini karşılayamamaktadır. Bu nedenle CHP, çağdaş bir "iç güvenlik kavramı" geliştirmeye kararlıdır.

Tek parti hükümeti dönemlerinde kurulmuş olan iç güvenlik (Polis, Jandarma) örgütümüzün çoğulcu demokratik devlet yapımıza uygun olmadığı, çağdaş toplum koşullarında yetersiz kaldığı açıktır.

Ayrıca, korkunun yönetim aracı olarak kullanıldığı ara dönemlerde polise yüklenen baskıcı görevler, halkın iç güvenlik örgütüne yönelik saygı ve güvenin sarsılmasına yol açmıştır.

Sayılan ve benzer nedenlerle iç güvenlik kavramı ile birlikte, iç güvenlik örgütünün de yenileştirilerek hem çağdaşlaştırılması ve hem de güven yitirilmesinin onarılması zorunlu hale gelmiştir.

Yeni iç güvenlik kavramı, sadece can, mal ve kamu düzeninin değil, aynı zamanda Laik Cumhuriyetin, özgürlüklerin, demokratik hakların kullanımının, hukukun üstünlüğünün, toplumu örgütleme girişimlerinin, bireyi yücelten çağdaş değerlerin ve çağdaşlaşma sürecinin de güvencesi olacaktır.

Bu amaçla yapılacak çalışma, İçişleri Bakanlığının merkez yapısından başlayarak karakol ve devriye görevlilerine kadar bütün birimlerin yeniden düzenlenmesini içerecektir. Bu çerçeve içinde, görev tanımları, örgüt şeması, görevli davranışları, eğitim programları, teknolojik donanım, laboratuar hizmetleri, haber alma etkinlikleri ile izlenecek yöntemler yeniden şekillendirilecektir.

Polisin kaynağı olarak kademelendirilmiş polis eğitim kurumları yeni anlayışla programlanacaktır. Çağdaş toplumun güvenlik gücü oluşturulacaktır.

Polisliğin sadece iş ve görev değil, ondan önce uygar bir kişilik sorunu olduğu öne çıkarılarak çok özel bir eğitim süreci yürütülecektir.

Zor ve silah kullanma yetkisi verilen polisin, bu yetkilerinin çağdaş toplumdaki anlamının ve sorumluluğunun bilincinde yetiştirilmelerine özen gösterilecektir. Kamu düzenini bu yetkiler kullanılmadan, sevgi ve saygıdan kaynaklanan otorite ile sağlamanın asıl başarı olduğu polise özümsetilecektir.

Özellikle toplu olaylara yönelik uygulamalarda, ateşli ve öldürücü silahlar yerine çağdaş yöntemlerin kullanılması esas olacaktır. Polis örgütü buna göre eğitilecek ve gerekli araç ve gereçlerle donatılacaktır. Jandarma ve sahil güvenlik gücünün yetki alanlarındaki askerî nitelikli olmayan iç güvenlik hizmetlerini yerine getirmek üzere, sivil ve profesyonel nitelikli iç güvenlik birimleri oluşturulacaktır. Sınırların güvenliği ve korunması Türk Silahlı Kuvvetleri'ne bırakılacaktır.

İç güvenlik örgütünün temel görevi suçu veya suça kalkışmayı önleyici ve caydırıcı etkinliklerde yoğunlaştırılacaktır. Önleyici ve caydırıcı güvenlik eylemi niteliğinde olmayan görevler iç güvenlik gücünden alınacaktır. Özellikle adli görevler, adli kolluğa bırakılacaktır. İç güvenlik örgütü adli olaylarda sadece sanığı ve suç kanıtlarını Cumhuriyet Savcılığına sevk etmek, suça ilişkin delilleri toplayıp, laboratuar hizmetleri ile teknik incelemeleri yapıp yargı organlarına sunmak gibi sınırlı görevlerle yükümlü olacaktır.

Sanıkların sorgusu kesinlikle polisçe ve karakollarda yapılmayacaktır. Bu görev yargı makamlarına ait olacaktır.

Bu düzenleme hem suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların sağlıklı yürütülmesini, hem savunma hakkının gerçek anlamda güvenceye alınmasını ve hem de polisin baskı ve işkence yapmak gibi suçlamalardan arındırılarak saygınlığını korumasını sağlayacaktır.

İç güvenlik örgütünün görevlileri görevlerinin gereği olan maddî ve manevî imkânlara kavuşturularak, örgütün verimliliği ve saygınlığı artırılacaktır. İç güvenlik personelinin örgütlenerek mesleğin işleyişine etkin katkıda bulunması sağlanacaktır.

Uluslararası sözleşme ve bildirilerde (Avrupa Konseyi Parlamentosu’nun 690 sayılı kararı gibi) yer alan iç güvenlik örgütüyle ilgili kurallar, iç hukuka yansıtılarak yürürlüğe konulacaktır.

c) Dış Güvenlik-Silahlı Kuvvetlerde Yenileşme

Ulusumuz barışçıdır. Bağımsızlığını ve haklarını korumak için savaşçı yeteneğini gerektiğinde kanıtlamış olan ülkemiz barış içinde yaşamak ister.

Kahramanlıkla insanı bağdaştıran Ulusal Ordumuz da, ulusun bağımsızlığını ve güvenliğini korurken dünya barışına da katkıda bulunmaya her zaman özen göstermiştir.

Çağımızda bir ulusun barış içinde yaşayabilmesi dünya barışından soyutlanamaz. Dünyanın herhangi bir noktasındaki çatışma çok geniş bir çevreyi doğrudan ilgilendirir hale gelmiştir.

Varşova Paktı’nın dağılması, soğuk harbin sona erişi, dış güvenlik sorunlarının boyutunu azaltmamış, aksine güçlenen milliyetçilik ve etnik duyarlılık akımlarından kaynaklanan yeni belirsizlik odakları oluşmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi, dış dünyada ve çevremizde oluşmakta olan gelişmeler karşısında, ulusal güvenliği geliştirici adımlardan ödün vermeksizin Atatürk'ün, "yurtta barış, dünyada barış" anlayışına dün olduğu gibi bugün de sahip çıkmaktadır.

CHP, son yıllarda bloklararası silahsızlanmada atılan olumlu adımlar ve sağlanan nispî yumuşamanın sürekliliğine ve gelişmesine katkıyı önemsemektedir. NATO'nun da, bu anlayışla, daha geniş katılımlara, daha büyük bir alanda, çatışmaları caydırıcı aktif rol oynaması görüşündedir.

Bu noktalardan hareketle, ülkenin dış güvenliğinin, koşullar ne olursa olsun değişmemesi gereken temel ilkeleri şunlar olmalıdır;

-Yurt savunması bir bütündür; Yurdun her yöresi eş ve ulusal ortak duyarlılıkla, her an hazırlıklı olma anlayışıyla korunur.

-Ulusal güçle ulusal güvenlik bir bütündür. Onun için ekonomik gücümüz, ulusal eğitim bilgi ve teknolojik düzeyimiz, stratejik sektörlerde birikimimiz, dış güvenliğimizi sürekli geliştirecek ve sağlamlaştıracak biçimde ve yönde hızla yükseltilmelidir. Dış güvenlik kavramımız ve stratejimiz de, ekonomimize, bilgi ve teknolojik birikimimize, sürekli ve etkin katkıda bulunmalıdır.

-Barış bir bütündür. Onun için, Türkiye kendi dış güvenliğini sağlarken, dünya barışına, özellikle bölge barışına yönelen tehlikeleri artırmayan, azaltan; öylece bölge ve dünya barışına katkıda bulunan bir tutum izlenmelidir. Uluslararası silahlanma yarışının önlenmesi sürecine sürekli katkı sağlamalıdır.

-Dış güvenliğin önemli bir gereği bütün bölge ülkeleriyle dostluktur. Onun için Türkiye bütün bölge ülkeleriyle karşılıklı güvene dayanan dostluk ilişkileri geliştirmelidir.

-Dış güvenliğimiz ulusal bağımsızlığı güçlendirici nitelikte olmalıdır. Onun için dış güvenlik bir ölçünün ötesinde dış yardıma ve desteğe bağımlı olmamalı, büyük ölçüde ulusal güce ve kaynaklara dayanmalıdır.

Bu ilkeler çerçevesinde, CHP, çok sayıda insan gücüne dayanan bir savunma düzeni yerine, Türkiye'nin ulusal dış güvenlik stratejisine ve çağdaş savunma teknolojisinin bütün gereklerine uygun, ateş gücü, vurucu gücü, hareket yeteneği üstün, iletişim olanakları etkin bir savunma gücü oluşturulmasını öngörmektedir. CHP, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bu anlayışla yeniden yapılandırılmasını, esnekliğe kavuşturulmasını, gerekli görmektedir.

CHP, ordumuzun iç güvenlik alanından dış güvenliğe yönlendirilmesini, tüm sınırların güvenliğinin Silahlı Kuvvetlere terk edilmesini öngörmektedir.

CHP iktidarında, Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm üyelerinin manevî ve maddî huzurla görevlerini sürdürmelerine özen gösterilecektir.

CHP, çağdaş demokrasilerin doğal özellikleri çerçevesinde, Genelkurmay Başkanlığı'nın Millî Savunma Bakanlığı'na bağlanmasını öngörmektedir.

CHP yönetiminde, ordumuzun savunmayla ilgili araştırma ve teknoloji oluşturma çabaları desteklenecektir. Stratejik araştırma yapan, teknoloji üreten tüm ulusal kuruluşların da bu çabalara katkıları sağlanacaktır.

4.2- DIŞ İLİŞKİLER

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını korumaya, yani bağımsızlığını ve egemenliğini, ulusu ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğünü sürdürmeyi, uluslararası saygınlığını ve etkinliğini arttırmaya yönelik barışçı bir "ulusal dış politika" izler.

Bu amaçla, bir yandan dış politikanın savunma politikasından ayrılmayacağı inancıyla Türkiye'nin ulusal gücünü en yüksek düzeye çıkarırken, öte yandan diplomatik yönetimlerden, bu arada ikili ilişkilerden, bölgesel ve uluslararası işbirliği örgüt ve girişimlerinden de bu amaç doğrultusunda yararlanmaya çalışır.

İkili, bölgesel ve uluslararası ilişkileri Türkiye'nin ulusal çıkarları açısından dikkatle izler ve onları korumak için, günün koşullarının gerektirdiği tüm düzenlemelerin yapılmasını ister.

CHP, bir yandan Türkiye'nin ulusal çıkarlarını korurken, öte yandan bölge ve dünya barışına katkıda bulunmayı da gözetir. Ulusal bağımsızlığımızla ve çıkarlarımızla bağdaştığı ölçüde, bölgesel ve uluslararası örgütler içinde, uluslararası toplum da  yararlı ve onunla uyumlu politikalar izlemeye çalışır.

CHP, dış politikaya toplumun her kesiminin ilgisini ve katkısını sağlamayı, bu arada parti olarak da çok yönlü ve yaygın uluslararası ilişkiler kurmayı ödev bilir. Kendi doğrultusundaki partilerle insanlık ve ülke yararına işbirliği kurarken, komşu ya da dost ülkelerdeki başka siyasal kuruluşlarla da ülkemizin ortak yararı için, bölge ve dünya barışı için yakın ilişkiler geliştirmeye çalışır. Uluslararası ve bölgesel işbirliği örgütleri içinde, Türkiye'nin ulusal çıkarları doğrultusunda, yer ve durum alır.

a)Yurtta Barış, Cihanda Barış

Dünyada saygınlığın ölçütleri, artık, demokrasiye bağlılık, insan haklarına saygı ve ekonomik gelişmişliktir. Soğuk savaş koşullarıyla bölünmüş dünyasının yerine, bu saygınlık ölçütlerine uyabilen devletlerin aralarında işbirliğine yöneldikleri bir dünya kurulmaktadır.

Cumhuriyet Halk Partisi'nin dış politikası barışçıdır; hedefi ise, Türkiye'yi oluşmakta olan bu yeni ilkeli dayanışmaya, kurulmakta olan bu yeni dünyaya taşımaktır. CHP, Atatürk'ün "Yurtta Barış, Dünyada Barış" ilkesinin doğal sahibi ve takipçisidir. CHP, Türkiye'nin dış sorunları gibi uluslararası anlaşmazlıkların da barışçı yöntemlerle çözülmesi gereğini savunur. Türk ulusunun barış içinde yaşamasını sağlarken, komşularımızla ve bölge devletleriyle karşılıklı güvene ve ortak yarara dayanan barışçı ilişkiler kurarak, bölge ve dünya barışını da güçlendirmeye çalışır.

CHP, uluslararası ilişkilerin her ulusun bağımsızlığının, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün dokunulmazlığı ilkesine dayanması gerektiğine, bölge dünya barışının ancak böylece korunabileceğine inanır. Komşularından, bu ilkeye saygılı olmalarını bekler.

CHP, bölgesel ve uluslararası kuruluşları, uluslararası anlaşmazlıkların barışçı çözümü ve uluslararası işbirliği açısında gerekli ve yararlı görür. Ancak, dünya barışının korunması için Birleşmiş Milletler'den de aynı ilkeyi tüm uluslararası anlaşmazlıklar da ayrım yapmaksızın uygulamasını, tüm ülkelerin bağımsızlığının, egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasına aynı ölçüde yardımcı olmasını ister. Birleşmiş Milletler ve AGİK gibi uluslararası kuruluşların, büyük devletlerin ulusal politikalarının aracı olmasına karşı çıkar.

Dünya barışını korumanın bir koşulu da, uluslararasındaki büyük ekonomik uçurumların kapatılmasıdır. CHP, Birleşmiş Milletler'in dünyada yeni ve hakça ekonomik düzen kurulması için etkin çalışmalarda bulunması gereğini savunur ve bu amaçla yapılacak her türlü yeni uluslararası düzenlemeleri destekler.

b)Ulusal Bağımsızlık

Soğuk savaş ertesinde oluşan ve oluşmakta olan koşullar, Türkiye gibi çevresini etkileme yeteneğine sahip olan devletlerin küresel kaygı ve çıkarlarını, Soğuk Savaş dönemine göre, daha önemsiz hale getirmektedir. Yeni oluşmakta olan uluslararası yapı içinde Türkiye'nin bölgesini etkileme olanakları, eskisine göre çok daha fazla olacak; Balkanlardan Kafkasya'ya uzanan, yeni bağımsızlığını kazanan Türk devletlerine kadar giden bir geniş alanda, bölgesel rolü önem kazanacaktır.

Ancak, yeni oluşmakta olan uluslararası yapı, bir başka açıdan ise, uluslararası barış ve güvenliğin tehlikeye düşmesini kolaylaştıracak koşulları da birlikte getirmektedir.

İki kutuplu yapıda, bölgesel çatışma ve karşıtlıklar, küresel sonuçlar doğurmaya aday oldukları için çoğu kez engelleniyor, denetleniyordu. Oysa şimdi bu çatışmayı engelleyecek koşullar büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. BM gibi uluslararası örgütlerden uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için çok şey beklenmemektedir. Zira, bu örgütler kendilerine yön veren devletlerin çıkarlarından bağımsız bir rolü barış ve güvenlik alanında üstlenebilmekten uzak görünmektedirler. Bunlara ek olarak; silah üretim ve ticareti, halen "gelişmiş" ekonomilere yaşamsal kaynak sağlamaya, dolayısıyla, bölgesel çatışmaları körükleyen bir diğer etmen olmaya devam etmektedir.

Bu nedenlerle; Türkiye'nin her zamankinden daha çok çevresini, bölgesini etkileme şansına sahip olduğu bir dönemde, aynı zamanda da bölgemizdeki belirsizlik ve güvensizliklerde yeni tehditler oluşturmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye şimdi çevresinde, bölgesinde yer alan belirsizlik ve bunalımlara her zamankinden daha çok ilgi göstermek zorundadır. Artık, Türkiye'nin bölgesini etkileyen ve çevresindeki bunalımları denetleyen bir bölge devleti rolünü benimsemesi, yalnızca çevresindeki etkinlik için değil, aynı zamanda da ulusal bağımsızlığımızın korunması için de gereklidir.

Yüzlerce yıllık bağımsız devlet geleneği içinden gelen Türkiye, uluslararası ilişkilerde çok duyarlıdır. Dış politikada bu bağımsızlığa gölge düşürecek tutumlar ve bağlantılar içine girilmesi, dış politikamızın büyük devletlerin kendi ulusal çıkarlarına göre saptadıkları politikalarına göre belirlenip yürütülmesi düşünülemez. Türkiye büyük devletler ile ilişkilerinde ancak bağımsızlığını ve kendi ulusal çıkarlarını koruyabilen bir dış politika izleyebildiği ölçüde, bölge ve dünya devlerinin saygınlığını kazanabilir.

"Bağımsızlık benim karakterimdir" demiş olan Atatürk'ün kurmuş olduğu Cumhuriyet Halk Partisi, dış politikada ulusal bağımsızlığın simgesi ve ödünsüz takipçisi olacaktır.

c)Kişilikli Dış Politika

Kişilikli bir dış politika izlemek, Türkiye'yi toplumsal ve siyasal olarak istikrara kavuşturmak, ekonomik ve teknolojik açıdan güçlendirmek, yani ulusal gücümüzü en yüksek düzeye çıkarmakla olasıdır. Böylece Kıbrıs konusunda, Türkiye Cumhuriyetleri ve İslam ülkeleri ile ilişkilerde ve Balkanlar'da ve Birleşmiş Milletler ve AGİK gibi uluslararası kuruluşlar ile ilişkilerde, Türkiye, kendi ulusal çıkarlarının gerektirdiği politikalar izleyebilir.

 

Uluslararası koşullardaki değişiklikler karşısında Türk dış politikasında da değişim kaçınılmaz olmaktadır. Ancak, bu değişim Türk dış politikasının temel amaçlarında olamaz. Toprak bütünlüğünün korunması, laik ve demokratik siyasal ve toplumsal düzenimizin pekiştirilmesi ve ekonomik gelişmemiz için uluslararası işbirliğinden yararlanma, Türk dış politikasının değişmeyen amaçlarıdır.

Ancak, Türkiye artık dış politikasındaki davranış kalıplarını değiştirmek zorundadır. Edilgin ve arka planda kalan bir dış politika yerine, Türkiye'nin uluslararası ilişkiler sisteminin ve çevresini etkilemeye yönelik yapıcı, olumlu bir dış politika yürütmeye gereksinimi vardır. Bugün artık Türkiye artık geniş bir coğrafyada barış ve güvenlik sorunlarıyla ilgilenmesi gereken bir devlettir.

Soğuk Savaş ve iki kutuplu uluslararası yapı süregelirken, Türk dış politikası esas olarak, edilgin ve tepkisel bir niteliğe sahip oldu. Türkiye, uluslararası siyasal gelişmelere bağımsız ve kalıcı etkiler yapmayı bir hedef olarak benimsemedi. Bunun tek istisnası, CHP'nin 1970'li yıllarda izlediği Kıbrıs politikası oldu.

Oysa artık Türkiye bağımsız, kişilikli bir dış politika ile çevresini ve bölgesini olumlu etkilemek ve uluslararası barış, güvenlik ve işbirliğine yapıcı katkıda bulunmak şansına sahiptir. Bunun nesnel koşulları uluslararası yapıda gerçekleşti; öznel koşulları ise CHP, iktidarında gerçekleştirilecektir.

CHP, Kıbrıs sorununun ancak Kuzey Kıbrıs halkının ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin kazanılmış haklarının korunması ve iki toplum arasındaki ilişkilerin bu anlayış doğrultusunda dostluk, dayanışma ve kalıcı barışa dönüştürülmesi ile çözümlenebileceği görüşündedir.

CHP, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra bağımsızlıklarına kavuşan Türk Cumhuriyetlerinin, yeniden yabancı egemenlikler altına düşmemeleri gereğini savunur. Onların, bağımsızlıklarını koruyabilmeleri için yeni siyasal ve ekonomik düzenlerini bir an önce kurmalarına, ana dillerini ve kültürlerini, ulusal kimliklerini yeniden kazanmalarına Türkiye'nin yardımcı olması gereğini savunur; bu amaçla, onlarla yakın ilişkiler kurulması ve geliştirilmesini öngörür.

Türkiye, hem Balkan, hem de bir Ortadoğu ülkesidir. Her iki bölge ile de tarihten gelen bağları vardır. Her iki bölge ülkeleri ili ilişkiler, karşılıklı çıkarlar ve dostluk ve kalıcı barış anlayışı ile geliştirilmelidir. CHP, Yugoslavya'nın dağılmasından sonra ortaya çıkan Balkan statükosunun güç kullanımı ve "etnik temizlik" yoluyla değiştirilmesine karşıdır. Bosna/Hersek'in toprak bütünlüğünün yeniden kurulmasından ve Makedonya'nın bağımsızlığının korunmasından yanadır.

CHP, başta komşularımız olmak üzere bütün Ortadoğu ülkeleriyle ve İslam ülkeleriyle kalıcı ve kapsamlı dostluk ilişkileri kurulmasından yanadır. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi yönetiminde bu ilişkilerin laiklik ve teröre ödün vermemek gibi Türkiye’nin çok duyarlı olduğu konularda gösterilecek ortak duyarlılıkla gelişebileceği bilinmelidir.

 
Anasayfa arrow Parti arrow Program arrow IV- ULUSAL GÜVENLİK VE DIŞ İLİŞKİLER