Tuba ATAV- Ankara dönüşünde evet.
Deniz BAYKAL- Diyorlar ki, mesajını aldı mı Türkler diyorlar. O da diyor ki, almış olmalıdırlar. Çünkü 4 defa işittiler diyor. Yani 4 görüşme yaptı. 4 defa ben mesajımı onlara ifade ettim. Anlamış olmalıdırlar diyor. Ama o güven içinde değil. Yok öyle şey demiyor. Hala olması gerekir noktasında.
Fakat bu arada söyleyeceğim şu; haksızlıkta yapmayalım. Amerika bize derhal çıkın demedi. Yarın sabah çıkın demedi. Bize dedi ki, bunu uzatamazsınız. En fazla bir hafta daha dedi.
Tuba ATAV- Peki biz niye hemen çıktık?
Deniz BAYKAL- Şimdi buradaki olay o bir haftada bize siyasetin sağladığı imkanlar çerçevesi içinde önemli askeri yeni hedefleri gerçekleştirmek imkanının olup olmadığını tarttık biz. Tartmış olmalıyız. Muhtemelen düşündük ki, Amerika’yı biz pekala bir 3-5 gün daha bize müsaade edin, biraz daha işimiz var diyebilirdik. Ama o 3-5 gün içinde öyle anlaşılıyor ki, o yeni hedefleri, elde ettiklerimizin ötesinde ve elde edilmesi gereken, çok önemli olan bir askeri kara harekatı yapıldıktan sonra mutlaka amaçlanması gereken, oradaki kampların tümünün etkisiz kılınması hedefine...
Tuba ATAV- Yani Kandil’e mesela gidilmedi.
Deniz BAYKAL- Hayır. O Kandil çok ayrı bir iş. O çok iddialı, çok başka bir şey Kandil. Kandil meselesi diye bakmıyorum. Ama en yakınımızdaki, 5 kilometre ötemizdeki kampların tümünün etkisiz kılınmasını, Zap başta olmak üzere. Güvence altına alacak yeni bir askeri hamleyi o süre içinde gerçekleştirmenin mümkün olmadığı teknik olarak muhtemelen takdir edildi ve şöyle bir seçenekle belki karşı karşıya kaldık. Ya biz böyle buralarda oyalanıp da hiçbir şey yapamadan yeni bir hedef koyup onun gereğini yerine getiremeden bir hafta daha burada oyalanacağımıza biz derhal çıkarız. Yaptıklarımız işte budur. Şimdi o yaptıklarımızla elde ettiğimiz nedir? Siyasetin bize fırsat verdiğidir, imkan tanıdığıdır. Siyaset derken neyi diyorum? Siyasetin iç ve dış ayağı var. İçerde siyasi kadro var, dışarıda muhatabımız olan siyasi muhataplar var. Bu, bu çerçevede oluşturabilmiştir, bu kadarı oluşturulabilmiştir siyasete. Bu askeri bir olay değildir. Askeri karar falan deniliyor. Askeri karar o siyasetin koyduğu ana çerçevenin içinde, ana kadronun içinde alınan karardır. Ve bizim muhatabımızda asker değildir. Bizim muhatabımız siyasetçidir. Bu olay siyasi bir olaydır. Bunun sağladığı siyasi çerçeve nihayet bu askeri amaçların elde edilmesine müsait düzeyde öngörülmüştür. Bu öngörme yeterlimidir değil midir? Bence de aydınlatılması gereken ana nokta bu.
Kardeşim, birileri niçin bizim elimizi tutuyor. Birileri niçin bu PKK’nın Kuzey Irak’tan tümüyle etkisiz kılınmasına imkan verecek bir askeri operasyonu süre bakımından, zaman bakımından, seferber edeceğimiz güç bakımından, onun destekleri bakımından niçin bu PKK terör örgütünün Kuzey Irak’taki varlığının tümünün etkisiz kılınmasına imkan verecek ölçüde niye bu desteği vermiyor? Niye bunu belli düzeylerde tutuyorlar da aman sakın ha diyorlar.
Bakınız; terörle mücadele kolay bir iş değil. Biz terörle mücadelenin zemini Kuzey Irak’tır diye bakmıyoruz. Bugün Kuzey Irak’tır, yarın bakarsınız Karabağ olur. Dün Suriye idi. Neresiyse orayı etkisiz kılmak lazım bir. İki; terörle mücadeleyi kararlılıkla götürmek lazım.
Bakın şimdi Afganistan, Amerika Afganistan’da mücadeleyi götürüyor. Yıllardır sürüyor bu mücadele. Kimse onlara efendim bir hafta size süre bir hafta içinde çık demiyor. Niye demiyor? Bunu diyerek oradaki mücadeleyi başarıya ulaştırmak mümkün mü? Irak’ta size şu kadar süre, sakın ha bir hafta daha uzatamazsınız niye denilmiyor? Çünkü işin icabı o. Bakın İsrail ne yapıyor? Kimse ona sesini çıkarıyor mu? Kardeşim 40 yılın başında bu bir terör örgütü, bunu herkes görüyor, yaptıkları ortada. Buraya girmişiz, niye bize gerekli süreyi vermiyorsunuz? Niye vermiyorsunuz? Bunun tabi bir sen niye alamıyorsun diye elbette kendi içimizdeki hükümete söyleyecek sözüm var. Niye teslim oluyorsun kardeşim, en temel hakkımız, en insani hakkımız. Bu noktada niye direnemiyorsun? Niye bunu takip edemiyorsun? Ona demek durumundayım. Derim. Ama aynı şekilde Türkiye’nin terörle mücadelesine destek verme durumunda olan Amerika’ya kardeşim ta Avustralyalardan daha bir hafta olmadan 5. günündeyken erken çık diye böyle büyük tepki gösterme gereğini nereden duyuyorsun, niye buna ihtiyaç hissediyorsun? Bizim oradaki mücadelemiz sivillere zarar vermemiş. Bizim oradaki mücadelemiz Irak yönetimine zarar vermemiş. Ekonomik, ticari altyapıya zarar vermemiş ve fevkalade dikkatle bunu götürüyor. Bırakın bunu başarıya ulaştıralım. Bu tanınmamıştır Türkiye’ye.
Ve maalesef çok acı bir olaydır. Yani başarılı bir operasyon götürürken elimizin tutulması iyi niyetle izah edilir bir olay değildir. Sanki birileri bu bölgede...
Tuba ATAV- Çok önemli ulusal bir şeyden sözediyorsunuz. Bunu meclise getirip, gizli oturum olur, kapalı oturum olur. Bir konuşup diğer partililerle, iktidarıyla, muhalefetiyle ortak bir tavır öngörüyor musunuz?
Deniz BAYKAL- Elbette bunu konuşacağız. Elbette biz başından beri sizde çok iyi biliyorsunuz. 3 yıldır biz terörle mücadele konusunda milli bir politika oluşturalım diye çırpınıyoruz. Bütün bunları öngörerek söylüyoruz. Daha biz bunu söylediğimiz zaman ne Dağlıca saldırısı vardı, ne büyük olaylar vardı. Biliyorduk oraya gidiyor bu iş. Ve buna karşı alınması gereken önlemler var. Yani tezkereyi zorla talep ettirdik hükümete, zorla talep ettirdik. Hükümet anlaşmalar yaptı. Kuzey Irak’a hiçbir zaman ben asker göndermeyeceğim diye 1 milyar dolar karşılığı anlaşmalar yaptı. Yapma diye bunları güçlükle önledik. Dışarıdan muhalefet olarak onun ötesinde yapacağımız bir şey yok. Şimdi gene tekrar bu olaylardan sonra elbette ne gerekirse bunu yapmak isteriz, yapacağız.
Şunu Türkiye’nin çok iyi bilmesini istiyorum. Sanki birileri Türkiye’nin PKK terörüyle mücadelesinde mutlak başarıya ulaşmasını istemiyor gibi bir tablo var.
Tuba ATAV- Ne var? Büyük resimde ne görüyorsunuz siz Deniz bey? Yani daha açık konuşmak gerekirse Amerika bizim elimizi tutuyor ise ve bizim mücadele gücümüz varken buna müsaade etmiyorsa, yani işte hani hepimizin aklından geçen büyük resimde ne var?
Deniz BAYKAL- Şimdi büyük sonuçlara sıçramak istemiyorum. O konuda herkesin söyleyeceği çok şey var. Benimde söyleyecek çok şeyim var. Ama ben bu somut olaydan yola çıkarak gerçekten Türkiye’nin sıcak bir mücadeleye girmişken ve o mücadeleyi hukuka, insanlığa fevkalade sivillerin haklarına özen göstererek götürürken ve belli bir başarı düzeyini sağlamışken, orada var olduğunu gördüğümüz. Bak şimdi ne yapıyorlar? Birbirlerini kutluyorlar. Kandil Zap’a kutluyorum seni diyor iyi bir direniş, şanlı bir direniş sergiledin diyor. Ya bunu niye söylettiriyorsun bunlara? Bunu söylettirmenin ne yararı var? Yani uluslararası hukuka, barışa, demokrasiye, insan haklarına ne yararı var bunun? Ciddi olalım, tutarlı olalım. Terör karşısında kararlı bir tavır sergileyeceksek lütfen bunu ciddiyetle sonuna kadar götürelim. Bırakın biz halledelim bu işi. Bu işi sizin halletmeniz lazım. Bak orada var. Kim var orada? Orada bir karargah var. Orada silah var, orada uçaksavarlar var, orada roketler var, RPG’ler var, milyonlarca mermi var. Orada lojistik destek var. Niçin var? Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak için, bölmek, parçalamak için var. Bırakın bu silahı. Yaptın işte yeter.
Yani bütün bu operasyonu biz Türkiye’deki Amerika’ya yönelik husumet ortadan kalksın diye yapmadık. Bizim Amerika’ya karşı bir husumetimizde yok. Olmaz. Yani Türkiye’de terör geliştikçe tepki artıyor. Bu tepki karşısında...
Tuba ATAV- Önümüzde Nevruz var. Çok özür dilerim lafınızı böldüm ama Mart ayında Nevruz var ve her Nevruz öncesi ve Nevruzda işte Güneydoğuda gene istenmeyen olaylar yaşanır. Tek bir şehit gelirse, ya da tek bir hiç Allah korusun bir sivilin canı yanarsa sorumluluk kimde olacak?
Deniz BAYKAL- Çok açık, yapmayın. O sorumluluk düşündüğünüz zaman yani o kadar acı bir manzara var ki Tuba hanım. Bir defa ben şuanda vermiş olduğumuz şehitlerin acısını yüreğimde taşıyorum. Yani bu mücadeleyi her birisi bu işi bitirmek üzere yaptılar ve seve seve canlarını verdiler. Ve buda mümkündü. Yani bunun olanaklarının tam tanınmamış olduğu açık bir gerçektir. Hiç bunu reddetmenin bir anlamı yoktur. Yani bize Amerikan Başkanı Bush bu konuda doğrudan bu işi bitirin, Gates’in çalışmalarını destekliyorum diye açıklama yapma ihtiyacını hissetmiştir. Yani belki Gates’e inanmayız. Bush bize söz vermişti. Bush bizim terörle mücadelemizi amacına ulaştırmamızı istiyordur diye zannetmeyin diye özel olarak buradaki müzakerelere katkı olsun diye Bush’tan bu demeç alındı. Yani Amerika Cumhurbaşkanı düzeyinde devreye girdi. Niçin girdi? Bizim operasyonu kesmemiz için girdi. Efendim biz onun kesmedik. Ya bırakın o sözü. Onun için kestiniz, kesmediniz. Bir hafta daha kal dedi. Ondan sonra ne olacak? Yani onu anlaşarak götürmen lazım. Niye kesiyor, niye sağlayamadık? Onun sonuna kadar gitmemize imkan vermesini niye güvence altına alamadık? Bu temel sorudur.
Yani Türkiye’yle çok oynanıyor ve maalesef Türkiye’de bu çevremizdeki oyunları, tuzakları en doğru şekilde kavrayıp ona karşı en tutarlı tavırları sergileyebildiğimizi de söylemek mümkün değil. Çoğu kere iç kargaşamız, iç hesaplarımızla teslim oluyoruz, idare ediyoruz falan. Yani demin anlattığım örnekler, olaylar yaşanıyor. Yani güç bir ortamın içinden bu mücadeleyi götürüyoruz. Hiç olmazsa şu noktada şimdi belki şunu belirtmemizde yarar vardır. Irak yönetimlerinin, hem Kuzey Irak’taki, hem Irak’taki yönetimlerin bu aşamadan sonra PKK’nın oradaki varlığını sürdürmesine, hatta güçlenmesine, gelişmesine göz yuman bir siyasetin içine girmesinin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu ortaya koymak lazımdır. Yani şimdi bize hem Kuzey Irak’ta PKK olacak, hem siz Kuzey Irak dahil Irak yetkilileriyle işbirliği yapacaksınız. Bunu dayatmaya çalışıyorlar. Yani bir anlamda PKK’lı bir Irak ve Kuzey Irak tablosunu bize muhatap olarak kabul ettirmeye çalışıyorlar.
Şimdi buna karşı tabi gerekli duyarlığın sergilenmesi lazım. Şunu da ben hemen söyleyeyim. Yani hep olayın askeri harekat boyutunu konuşuyoruz. Çünkü önümüze o geldi. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, o olay sadece askeri harekattan ibaret değil. Yani askeri harekat kaçınılmaz bir parçası. Keşke oraya hiç ihtiyaç kalmasa. Oma oldu mu yapacaksınız. Sonuna kadar, ciddiyetle yapacaksınız. Ameliyata ihtiyaç yok. İlaçla idare edebilirsen et. Ama ameliyat zorunlu olmuşsa terör orada elinde silah seni gelip 12-13 tane askerini alıp kaçırıyorsa ona karşı sen terörü etkisiz kılacak askeri operasyonu yapacaksın. Bu bir ameliyat. Bu ameliyatı yaparken ameliyatı yaptığın yerde de parça bırakmayacaksın. Bırakmayacağın parça terör yuvalarıdır, terör kadrolarıdır, terör organizasyonudur. Onu bırakmayacaksın.
Şimdi biz Kuzey Irak’ta terör organizasyonu var mı yok mu şuanda? Kuzey Irak’ın tümünü de konuşmuyorum. Sınırımızın 15 – 20 kilometre güneyindeki hat içinde terör varlığını korumaya devam ediyor mu, etmiyor mu? Ediyor. Biz onu etkisiz kılabilir miydik? Onu yapmalıydık. Ameliyatı sonucuna olaştırma fırsatı maalesef tanınmamıştır. Elimiz tutulmuştur ve ameliyat bitti denilmekte ama içerde parçada bırakılmaktadır.
Tuba ATAV- Şimdi son 10 dakikamız kaldı. Sizi aslında bulmuşken uzun uzunda bu türban mevzusunu konuşmak isterdim ama 10 dakikaya sığdıracağız ne yazık ki Deniz bey.
Şimdi az öncede sizde söylediniz. O kadar çok iç politikaya yönelik kendi içimizde gerekli gereksiz konularla günlerce uğraşıyoruz ki, işte bu az önce çizmeye çalıştığımız büyük resmi bir türlü göremiyoruz. Hepimizin bence birey olarak bizlerin ve sizlerinde siyasi olarak hani bunu sık sık kendimize söylememiz lazım diye düşünüyorum.
Deniz BAYKAL- Doğru haklısınız.
Tuba ATAV- Şimdi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tamda kara harekatının olduğu gün işte o telaş içinde bizler ve kamuoyu ilk kez kara operasyonu duyduğu anda. Türban düzenlemesini onayladı ve sonrada bunun bir zamanlama konusunda tesadüf olduğunu, işte Cuma gününe denk geldiği için, araya hafta sonu girmesin diye yaptığını söyledi. Fakat tüm bunlar, yani kimine inandırıcı geldi, kimine gelmedi. Görüyoruz ki, üniversite kapılarında kaos ortamı başladı. Öğrencilerle biz çok mikrofon tuttuk, ana haber bültenlerimizde konuştuk. Öğrenciler bizim böyle bir sorunumuz yok diyor. Başörtülüsü de, başı açığı da. Fakat şu dakikadan itibaren her üniversitede benzer şeyler yaşanıyor. Sizde bunu Anayasa Mahkemesine götürdünüz. Şimdi onun aslında süreç, o süreç tamamlanacak bekleyip göreceğiz. Ama bir taraftan da üniversiteye türbanıyla giremeyen öğrenciler var. Böyle de bir gerçek var. Ne yapmak lazım? Yani bu kadar kamplara bölmeden, insanları bu kadar birbiriyle yüzyüze getirmeden bu sorun nasıl çözülür? Yani sadece onlar girmesin, öbürleri de kapanmasın, öbürleri de açılmasın gibi net ifadelerle bir yere varamayacağımızı ben görüyorum. Bilmiyorum siz ne düşünüyorsunuz?
Deniz BAYKAL- Tabi olayın sizinde işaret ettiğiniz gibi bir anayasal hukuki boyutu var. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ülkenin geleceğiyle ilgili, devletimizin temel nitelikleriyle ilgili bir takım kararlar almış. Tarihin içinden bu böyle gelmiş ve bunu gözeteceğiz diyor. Şu nedenle, bu nedenle bunu sarsmaya, bozmaya göz yummak kabul edilebilir bir olay değildir. Hepimizin buna saygı göstermemiz lazımdır. Bu konuda bir ihlal olduğu zaman yapılacak iş bu ihlali yetkili merci Anayasa Mahkemesine götürmektir. Şimdi biz konuyu Anayasa Mahkemesine götürdük. Onun takdiri Anayasa Mahkemesinindir. Biz saygıyla bekliyoruz Anayasa Mahkemesinin alacağı kararı ve bunu bir siyasi tartışma konusu haline dönüştürmemek hepimizin temel görevidir. Hukuk işlemelidir, hukuka saygı göstermeliyiz. Biz saygı gösteriyoruz, onu bekliyoruz.
Ama olayın tabi böyle sorunlar üretmeyecek şekilde yönetilmesi lazım. Bir Anayasa krizine konuyu getirmeyecek biçimde bahsettiğiniz sorunların ele alınması ve çözülmesi lazım. Bu konuda yapılması gereken elbette çok şey vardır. Buradaki temel mesele şu; biz nasıl bir Türkiye istiyoruz? Nasıl bir Türkiye’yi görmeyi arzu ediyoruz? Ülkeyi yönetenlerin bu noktada bir büyük mutabakat içinde olmaları lazım. Türkiye’deki büyük siyasi güçlerin 25 yıl, 30 yıl sonraki Türkiye tablosuyla ilgili bir ana mutabakatlarının olması lazım. İstikrar demek bu demektir. Birimiz Türkiye’nin geleceğini, 20 yıl sonraki geleceğini bir türlü, öbürü onun tamamen tersi türlü tasavvur ediyor ve ikisi de ülkenin önemli siyasi güçleriyse o ülkede bir istikrarsızlık vardır. Şimdi Türkiye’de bakın böyle bir sorun var.
Tuba ATAV- Şimdi şunu soruyum size, Başbakan size bir teklifle geldi ve sizinde reddettiğini siz daha önce söylediniz, açıkladınız yani. Gazetelerde çıktı. Bu teklifi biraz açar mısınız? Yani bir mutabakat dediniz. Bu noktada acaba o nasıl bir şeydi?
Deniz BAYKAL- Benim konuştuğum mutabakat daha başka bir şey. Şuandaki Anayasa Mahkemesine götürülmüş olan konu ile ilgili daha o karar almadan, konu Anayasa Mahkemesine götürülmeden acaba ne yapılabilir, nasıl bir uzlaşma sağlanır diye bir çalışma vardı. O uzlaşmayla asıl mesele çözülmeyecek. Yani siz Türkiye’nin geleceğinde kadınların, yetişen çocukların, okullardan çıkacak olan kızlarımızın ve daha sonra nüfusumuzun yarısının türban diye tarif edilen biçimde örtünerek yaşadıkları bir toplumsal yapıyı arzu ediyorsanız, bunu ideal, bunu doğru, bunu uygun, bunu dinin emri, bu iyi ve ahlaklı yaşamın icabı diye kabul ediyorsanız ve ülkeyi oraya doğru yönetmeye, yönlendirmeye çalışıyorsanız. Elinizdeki olanakları, eğitim olanaklarını, kültür olanaklarını, devlet olanaklarını, kanun çıkarma olanaklarını, anayasa değiştirme olanaklarını bu yönde kullanıyorsanız. Birileri de ya yapmayın, bu doğru bir şey değil. Niye biz kadınlarımızı tekrar türban dediğiniz bir örtünün altına sokmayı tercih edelim. Niye buna göre eğitelim, niye buna göre yetiştirelim, niye buna zorunluluk hissetsinler. Bütün dünya gibi bizde kendine güvenen, onurlu, ahlaklı, iffetli ama çağdaş, eşit bir yaşamın parçası haline gelmiş kadınlarımızı görmek istiyoruz. Dünya nasılsa bizde öyle olmak istiyoruz diyor ise ortada bir ihtilaf var. İhtilafta budur.
Şimdi sizin sorunuza net bir cevabım var onu hemen söyleyeyim de. Bunu merak edenler için. Bu sorun çözülür mü? Çözülür. Bu bahsettiğiniz türban sorunu.
Tuba ATAV- Nasıl, sizin formülünüz nedir?
Deniz BAYKAL- Bir; laiklik konusunda sicili temiz, kafasında ikinci bir proje olmayan, Türkiye’yi bir başka yere taşıdığı kaygısı, kuşkusu hiçbir şekilde akla gelmeyen bir iktidarın varlığıyla çözülür bir. Yani laiklik konusunda sicili temiz olmayan, laik canım millet isterse kalkar demiş olan bir iktidarın eline sen bu türbanı çöz dersen ülke perişan olur. Bir laiklik sicili temiz olacak.
İki; bunu yapmak isteyenler olayı din istismarı gibi kesinlikle görmeyecekler. İnsan hak ve özgürlükleri diye görecekler. Din bağlamında düşünmeyecekler bu işi. Dine saygı göstereceğiz. Dininin gereği, inancının gereği başını örtmek isteyen örtecek. Türban şeklinde örtmek isteyen isterse öylede örtecek. O onun takdiri, ona saygı duyacağız. O ayrı bir iş. Ama onu bir hukuk, bir anayasa düzenlemesi haline dönüştürtmeyeceğiz. Ve biz bunu örtenlere de saygı göstereceğiz. İster inancı gereği, ister kişisel tercihi gereği. Siyasi istismar konusu yapmayacak bunu ikinci olarak yapmak isteyenler.
Üçüncüsü; Türkiye’nin geleceğini demin anlattığım gibi kadınların mümkünse tümünün türbanlı olduğu bir değerler sistemine, bir ahlak sistemine, bir yaşam tarzına taşımayı marifet bilmeyecekler. Bunu uygun görmeyecekler. Görmediğini vatandaş baktığı zaman dünya ve Türkiye baktığı zaman görecek. Bunların tercihi o değil. Ama bunlar insan hakları, demokrasi anlayışı içinde öyle yapanları hoşgörüyor. Herkesi öyle yaptırtmaya çalışmıyor. Türbanlı olmanın propagandasını, resmi devlet propagandasını yapmıyor. Ama kendi anlayışıyla türban takanlara da saygı gösteriyor. Onların hakkına, hukukuna, yaşamına, her türlü olanağı da veriyor. Bu ortamı yaratmak lazım. Samimiyet lazım, dürüstlük lazım. Devletin temel ilkelerini ciddiye almak lazım. Ha biz kardeşim sen kendini aldatıyorsun, bizim amacımız zaten o bahsettiğin ilkeleri değiştirmek. Biz bunu bitirmek için fırsat arıyoruz. Bizim için türban meselesi de insan hakları, demokrasi sorunu diyoruz. Hiç alakası yoktur. O sorun aslında Türkiye’yi o senin istemiyoruz dediğin düzene getirmenin bir aracıdır diye düşünüyor ise bunu açıkça söylemese dahi herkes bunun böyle olduğunu görüyor ise işte sıkıntı. Şimdi Türkiye’deki sıkıntıda maalesef budur.
Tuba ATAV- Deniz bey, süremiz ne yazık ki doldu. Bu konuyu sizinle daha uzun tartışmak, konuşmak isterim. Umarım bir başka programda yapalım. Yalnız çok önemli şeyler söylediniz. Kısaca özetlemek gerekirse Amerika’ya hayli tepkilisiniz. Türkiye’nin elini tutup terör mücadelesinde Amerika’nın Türkiye’ye gereken desteği vermediğini, bununda siyaseten tartışılması gerektiğini düşünüyorsunuz. Konu meclise gidecek kuşkusunuz ve son olarak da türban konusunda aslında bu sorun çözülür ama samimiyet temelinde olursa diyorsunuz. Başka yanıldım mı?
Deniz BAYKAL- Yo gayet güzel. Çok teşekkür ederim. Tekrar başarılar diliyorum, tekrar beraber oluruz umarım.
Tuba ATAV- Umarım, inşallah. Sevgili seyirciler gerçektende doğruya doğruyu yeniden sizlerle buluşturmanın heyecanını, mutluluğunu yaşadık. İlk program konuğumuz CHP lideri, ana muhalefet lideri Deniz Baykal’dı. Bizleri CHP Genel Merkezinde ağırladı. Haftaya yine bu saatte bir başka önemli konukla ve çok önemli sıcak gündem maddeleriyle görüşmek üzere. Şimdilik hoşçakalın, iyi pazarlar.